27 Ekim 2026, 11:17:58
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 21°C
Açık
Afyon
21°C
Açık
Pts 18°C
Sal 17°C
Çar 16°C
Per 13°C

BİR DAKİKA KALA-5

BİR DAKİKA KALA-5
23 Ekim 2026 12:42
84
A+
A-

​270. Gün

​Kaç gün oldu bilmiyorum ama onun yokluğu bana hâlâ dün gibi geliyor.

​Hâlâ o sahile gidiyorum. Bazen Aslı’nın sesini duyuyor, onu yanımda yürürken görüyorum. Sanki o anı tekrar tekrar yaşıyorum. Her seferinde onu kurtarmaya çalışıyorum ama olmuyor.

​Her şey farklı şekillerde başlıyor. Önce bir bildirim sesi… Sonra bir kez çalan telefon… Ardından yanımızdan geçerken gözlerimin içine baka baka giden, bana benzeyen o bisikletli kız…

​Sanki hepsi beni uyarmaya çalışıyor.

​Ama değişmeyen tek şey var: O korna sesi.

​Ne yaparsam yapayım, ne kadar erken fark edersem edeyim, son hep aynı.

​Aslı’yı kurtaramıyorum.

​Eve döndüğümdeyse sanki hiç gitmemiş gibi geliyor. Ayakkabıları hâlâ kapının önünde, en sevdiği terlikler sehpanın yanında duruyor. Bazen karşımdaki koltuğa oturup beni dinliyor. Bazen mutfakta en sevdiğim tatlıyı yapıyor.

​Sonra bir an geliyor ve evin sessizliği yüzüme çarpıyor.

​Ne Aslı var artık ne de o hoş sohbeti…

​O gün mutfağa gittim. Aslı’nın en sevdiği tatlıyı yapmaya karar verdim. Belki kokusu eve yayılırsa kendimi biraz daha iyi hissederdim. Belki de bir anlığına her şey eskisi gibi olurdu.

​Tatlıyı hazırlarken kapı çaldı.

​Yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi.

​Aslı’ydı.

​Her çarşamba yaptığı gibi elinde abur cubur dolu poşetlerle gelmişti. Birlikte film izleyecek, filmden çok birbirimizle uğraşacaktık.

​Hiç düşünmeden kapıya koştum.

​Kapıyı açtım.

​Ama karşımda Aslı yoktu.

​Ali vardı.

​Gülümsemem yüzümde donup kaldı. Birkaç saniye boyunca ona baktım. Sonra arkasına göz attım.

​– Aslı nerede? Onu gördün mü?

​Ali cevap vermedi. İçeri girdiğinde mutfaktaki masaya, hazırladığım tatlıya baktı. Yüzündeki ifade bir anda değişti. Bir şey söylemek istedi ama sustu.

​Ben ise hiçbir şey fark etmemiş gibi konuşmaya devam ettim.

​– Eee, Aslı’yla gelecektiniz hani? Tatlısını bile yaptım. Geç kalmıştır belki, değil mi?

​Ali başını eğdi.

​O sessizlikte bir şeylerin yanlış olduğunu hissettim. Yine de duymak istemedim.

​Sonunda başını kaldırıp gözlerimin içine baktı.

​– Gizem…

​Sesi titredi.

​– Aslı artık yok.

​Başımı iki yana salladım.

​– Biliyorum Ali. Ama birazdan gelecek. Her çarşamba geliyor zaten.

​Ali’nin gözleri doldu.

​– Gizem, biz Aslı’yı kaybettik.

​Bir süre yüzüne baktım. Sonra istemsizce güldüm.

​– Ne saçmalıyorsun Ali? Birazdan gelecek. Bak, en sevdiği tatlıyı bile yaptım.

​Masayı işaret ettim. Sanki tatlıyı göstermem, söylediklerimin doğruluğunu kanıtlayacakmış gibi.

​Ali’nin gözleri doldu.

​– Keşke dediğin gibi olsa.

​– O zaman neden böyle konuşuyorsun?

​– Gizem, iyi değilsin. Günlerdir uyumuyorsun, doğru düzgün yemek yemiyorsun. Bazen Aslı’yı gördüğünü söylüyorsun. Ben seni böyle görmek istemiyorum.

​Israr kıyamet ilaçlarımı içtim. Sonra bir ara uyumuşum; bir umut, belki Aslı’yı görürüm diye ümit etmiştim.

​Sanki günlerin, hatta haftaların acısını çıkartırcasına ne kadar süre uyudum bilmiyorum. Ama uyandığım an nefesim daraldı. Ben Aslı’yı rüyamda görmek isterken Aslı’nın yanında bir mezar daha gördüm. Yerimden sıçrarcasına uyandım. Ali başımda uyanmamı beklemiş; nefes nefese uyandığımı görünce sakinleştirmeye çalıştı beni. Su almaya mutfağa gidecekken “Gitme Ali,” dedim. Yanıma çöktü, elimi sımsıkı tuttu, sakinleştirdi beni. Ali’ye sorduğum soru karşısında artık yatmam gerektiğini düşünmeye devam etti. Hatta bana dinlenmem gerektiğini söyledi.

​– Ali, sen de gitmezsin, değil mi?

​Bana sımsıkı sarıldı.

​– Hiçbir yere gitmiyorum Gizem. Söz.

​Tam o anda alışık olduğum bildirim sesi duyuldu.

​Saat 23.59.

​Korkuyla elimi telefona uzattım ama Ali, bakmama bile müsaade etmeden telefonu elimden aldı.

​– Yeter artık Gizem. Bir gece de o telefona bakmadan uyu.

​İtiraz edecektim. Ne olursa olsun o mesajı okumalıydım. Ama Ali’nin gözlerine baktığımda sustum. Belki de ilk defa bir mesajdan daha çok inanmak istediğim bir şey vardı: Onun yanımda oluşu.

​Tam başımı yastığa bırakmıştım ki odanın içinden tuhaf bir ses yükseldi.

​Önce uzaktan gelen bir uğultu sandım.

​Sonra bardakların birbirine çarptığını duydum.

​Ali başını kaldırdı.

​– Gizem…

​Cümlesini tamamlayamadı.

​Yer ayağımızın altından kaydı sanki. Duvarlardan gelen çatırdama sesiyle irkildim. Avize şiddetle sallanmaya başladı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken Ali kolumdan tutup beni kendine çekti.

​– Deprem! Başını koru!

​Her şey bir anda oldu.

​Duvarlar titriyor, dolaplar devriliyor, camlar parçalanıyordu. Kulaklarımda korkunç bir uğultu vardı. Ali beni korumak için üzerime kapanmıştı. Ona sarıldım. O an tek düşünebildiğim şey, biraz önce verdiği sözdü.

​Hiçbir yere gitmeyecekti.

​Sarsıntı şiddetlendi.

​Bir gürültü koptu.

​Sonra karanlık.

​Gözlerimi açtığımda nerede olduğumu anlayamadım. Nefes almakta zorlanıyordum. Üzerimde ağır bir şey vardı. Her yanım acıyordu. Ağzıma dolan toz yüzünden öksürmeye başladım.

​– Ali?

​Sesim neredeyse çıkmıyordu.

​– Ali, neredesin?

​Cevap gelmedi.

​Elimi karanlıkta gezdirdim. Parmaklarım kırılmış bir taşa, ardından soğuk bir kumaş parçasına dokundu.

​– Ali!

​Bu kez daha yüksek sesle bağırdım.

​Yalnızca uzaktan gelen yardım çığlıklarını duydum.

​Bir süre sonra telefonumun ışığı karanlığın içinde belirdi. Ekranı çatlamıştı. Güçlükle uzanıp telefonu kendime çektim.

​Gelen kutusu açıktı.

​Saat 23.59.

​Mesajı okumaya çalıştım ama ekranın bir kısmı kırıldığı için kelimeler seçilmiyordu. Parmağımı ekranda gezdirdim. Telefon yeniden karardı.

​– Ali, lütfen cevap ver…

​Gözlerimden yaşlar akıyordu. Nefesimi düzenlemeye çalışırken onun biraz önce bana sarılışını hatırladım.

​Hiçbir yere gitmiyorum Gizem. Söz.

​Saatler mi geçti, dakikalar mı bilmiyorum. Her ses duyduğumda yardım geldiğini sanıyor, her seferinde Ali’nin adını haykırıyordum.

​Sonunda uzaktan insanların sesleri duyuldu.

​– Burada biri var!

​Bütün gücümü toplayıp bağırdım:

​– Buradayım! Lütfen! Ali de burada!

​Enkazın üzerinde ayak sesleri duyuldu. Birileri taşları kaldırıyor, bana ulaşmaya çalışıyordu. Bir süre sonra yüzüme bir ışık vurdu.

​– Sakin olun. Sizi çıkaracağız.

​Beni yavaşça dışarı aldılar. Soğuk hava yüzüme çarptığında ilk işim etrafıma bakmak oldu.

​– Ali nerede?

​Kimse cevap vermedi.

​– Benimleydi! Beni koruyordu! Onu da çıkarın, ne olur!

​Bir görevli yanıma çömeldi.

​– Arkadaşınızın nerede olduğunu biliyor musunuz?

​Enkazı gösterdim.

​– Yanımdaydı. Tam yanımdaydı!

​Beni ambulansa götürmeye çalıştılar ama direniyordum. Ali oradaydı. Bana söz vermişti. Gitmeyecekti.

​Saatler sonra hâlâ enkazın başındaydım.

​Her çıkarılan kişiye baktım.

​Her ambulansın kapısına koştum.

​Ama Ali yoktu.

​Gün ağarmaya başladığında bir kurtarma görevlisi yanıma geldi. Yüzündeki ifadeyi görünce içimde bir şey koptu.

​– Çok üzgünüm…

​Gerisini duymak istemedim.

​Başımı iki yana salladım.

​– Hayır. Bana söz verdi.

​Sesim boğazımda düğümlendi.

​– Ali bana gitmeyeceğini söyledi.

​Ama bu kez beni teselli edecek kimse yoktu.

​Aslı’nın ardından tutunduğum son dal da kırılmıştı.

​Ve ben, beni hayatta tutan iki insanı da kaybetmiştim.

​5. BÖLÜM SONU (DEVAM EDECEK)

Adım Hanife Sever. 2004 yılında Elazığ’da doğdumElazığ Fırat Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğrencisiyim sizlerle olmaktan mutluluk duymaktayım.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.