UÇ SAATİ
Dünyanın tüm zamanlarından bir kuş almışlar,
Koymuşlar bahçenin en ücra köşesine,
Ücra ki ne ücra…
Uçsuz bucaksız bir yeşil tarlası.
Kuşlar öylece kalmış, çaresiz.
Halbuki gökyüzü özgür, kanatlar özgür…
Yine de tutsakmışçasına yürümüşler tarlada.
Adını tutsaklık koymuşlar,
“Kuşlar bahçeyi istemiyor.” diye
Kovulmuşlar birdenbire.
Atmışlar hepsini gök kubbenin mavisine,
Mavi ki ne mavi…
Sonsuz bir umut havası…
Kuşlar, artık özgürüz sanmış,
Halbuki ipleri bahçede kalmış.
Yine de özgürmüşçesine uçmuşlar göğe,
Adını özgürlük koymuşlar.
Tutsak sandıkları yer bahçelerin özü,
Özgür sandıkları yer tehlikelerin bağrı,
Gök ise bağlı bir örgüymüş.
Bilememişler;
Zamandan zamaneden bir haber,
Bağlı olduklarını bile bilmeden
Gidebildikleri kadar gitmişler.
Ne zaman ki ipin boyu yetmemiş,
Orada nefessizlikten ölmüşler.
Minik bedenleri düşmüş,
Tutsağız diye kaçmak istedikleri o güzel bahçeye.
Ve bir zamanlar yeşiller içinde gezdikleri o bahçe,
Mezar olmuş onlara, bir avuç toprak ile…
Çok beğendim. Uzun bir şiir olduğu için her satırda monotonluğun artacağını düşünürken her satırda beni şaşırtıp daha da akıcı hale geldi ve şiir beni içine aldı. Baştaki düşüncemin tersine uzunluğu tam yerinde olmuş. Cümleler o kadar güzel bağlanmış ki kelimelerin tüm anlamını hissettim. Kaleminiz kavi olsun.