17 Ağustos 2026, 17:05:26
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 28°C
Açık
Afyon
28°C
Açık
Paz 27°C
Pts 27°C
Sal 29°C
Çar 29°C

YANILMAZLIĞIN İKBAL MÜHRÜ

YANILMAZLIĞIN İKBAL MÜHRÜ
17 Ağustos 2026 16:05
10
A+
A-

Atasözleri, milletlerin müşterek hafızasının mahsulü olarak kabul edilir; ancak hafıza, tarihin kendisi değildir. Hafıza seçer, sadeleştirir ve tekrar eder. Tarih ise seçilmiş olanın dışında bırakılanları da hesaba katar. Bu sebeple tarihî düşünce, hiçbir hükmü yalnızca yaygın olduğu için doğru kabul etmez. Bilakis her hükmü, zamanın, mekânın ve insan tabiatının değişkenliği içinde yeniden tartar. “Dost kara günde belli olur” sözü de bu bakımdan tarihî tenkide açık bir hükümdür.
İnsanlık tarihine bakıldığında büyük dostlukların yalnızca felaketlerle değil, daha çok iktidarın, servetin ve şöhretin el değiştirdiği dönemlerde sınandığı görülür. Roma Cumhuriyeti’nin son asrında, aynı safta mücadele eden nice isim, zafer kazanıldıktan sonra birbirinin en amansız hasmına dönüşmüştür. Cumhuriyet’i birlikte ayakta tutmaya çalışanlar, iktidarın paylaşımı söz konusu olduğunda artık aynı davanın adamları olmaktan çıkmışlardır. Kriz onları birleştirmiş, başarı ise birbirinden ayırmıştır. Bu durum tesadüf değil, siyasî tarihin en sık tekrar eden kanunlarından biridir.
Benzer bir manzaraya Osmanlı’nın klasik döneminde de rastlanır. Sefer meydanlarında aynı sancak altında savaşan devlet adamlarının önemli bir kısmı, payitahta dönüldüğünde makam mücadelelerinin tarafı hâline gelmiştir. Çünkü harp meydanında ortak hedef vardır; sarayda ise hiyerarşi. Ortak düşman ortadan kalktığında rekabet başlar. Devlet teşkilatında bunun adına bazen “nüfuz mücadelesi”, bazen “iktidar tasfiyesi” denmiştir; fakat mahiyet hiç değişmemiştir. İnsan, birlikte mücadele ettiği kişiyi, aynı makamın talibi olduğunda farklı gözle görmeye başlamıştır.
Bu gerçek yalnızca siyaset tarihine mahsus değildir. Hanedan tarihleri de aynı örneklerle doludur. Ortak tehlike karşısında omuz omuza duran şehzadeler, taht meselesi ortaya çıktığında birbirlerini ortadan kaldıracak kadar acımasızlaşabilmiştir. Bunun sebebi düşmanlıklarının savaş sırasında başlaması değildir; güç dengesinin değişmesidir. Tehlike insanları eşitlemiş, iktidar ise onları rakipleştirmiştir.
“Dost kara günde belli olur” sözü tam da bu noktada eksik kalmaktadır. Çünkü kara gün, sadakatin yalnızca ilk tabakasını gösterir. Asıl mesele, şartlar değiştiğinde dostluğun aynı istikamette devam edip etmediğidir. Bir insan seninle birlikte yoksulluğa katlanabilir; fakat zenginliğine katlanamayabilir. Seninle birlikte mağlubiyet yaşayabilir; fakat zaferini hazmedemeyebilir. Tarihin tekrar tekrar gösterdiği hakikat budur.
Nitekim İbn Haldun’un asabiyet nazariyesi de bu noktada dikkate değerdir. Güçlük zamanlarında toplulukları ayakta tutan dayanışma ruhu, refah ve iktidar arttıkça zayıflamaya başlar. İlk nesiller ortak sıkıntılar etrafında kenetlenirken, sonraki nesiller aynı birlik ruhunu muhafaza edemez. Çünkü refah, dayanışmayı değil, rekabeti besler. Bu yalnızca devletlerin yükseliş ve çöküşünü açıklayan bir teori değildir; insan ilişkilerinin de en derin gözlemlerinden biridir. Dostluklar da çoğu zaman aynı döngüye tâbidir.
Machiavelli ise iktidarın insan karakterini nasıl değiştirdiğini anlatırken, insanların felaket zamanlarında gösterdikleri sadakatin, menfaat dengeleri değiştiğinde aynı sağlamlıkta kalmadığını uzun uzun işler. Ona göre insanlar çoğu zaman ahlâkî ilkelerden ziyade şartların etkisiyle hareket ederler. Şart değiştiğinde sadakat de değişebilir. Bu bakımdan zor günde yanında duran herkesin iyi günde de aynı samimiyetle kalacağını varsaymak, siyasî tarihin en çok çürüttüğü iyimserliklerden biridir.
Osmanlı kroniklerinde sıkça geçen “devletlü olunca ahbabı çoğaldı” yahut “ikbâl bulunca haset ehli zuhûr etti” tarzındaki ifadeler de tesadüf değildir. Müverrihler yalnızca olayları değil, insan tabiatını da kayda geçiriyorlardı. Bir kimsenin itibarı arttıkça dostlarının değil, hasımlarının çoğaldığını defalarca yazmışlardır. Çünkü ikbal, insanları birbirine yaklaştıran değil; birbirinden ayıran bir imtihandır.
Bu sebeple atasözünün işaret ettiği sınavı reddetmek mümkün değildir; ancak onu yeterli görmek de tarihî tecrübeye aykırıdır. Kara gün, insanın vicdanını sınar. İyi gün ise nefsini. Vicdanın imtihanını geçen çoktur; nefsin imtihanını geçen ise tarihin her döneminde azınlıkta kalmıştır. Dostunun gözyaşına ortak olmak, insanı merhametli yapabilir; fakat dostunun başarısına içtenlikle sevinebilmek, insanı gerçekten olgun kılar.
Belki de bu yüzden tarih, ihanetleri felaket günlerinden çok zaferlerden sonra kaydetmiştir. Büyük fetihlerin ardından başlayan iktidar mücadeleleri, hanedan kavgaları, miras savaşları, saray entrikaları ve siyasî tasfiyeler bunun en açık delilleridir. İnsanlar ortak düşman karşısında birleşmiş, ortak ganimet karşısında ayrılmışlardır. Ortak acı birlik doğurmuş, ortak başarı ise gizlenmiş ihtirasları görünür hâle getirmiştir.
Dolayısıyla “Dost kara günde belli olur” sözü, tarihî tecrübenin yalnızca bir kısmını yansıtır. Daha isabetli hüküm belki de şudur: Dost, felakette sadakatiyle; ikbalde ise hasetten uzak durabilmesiyle belli olur. Çünkü tarih, dostluğu yıkan en büyük kuvvetin çoğu zaman yoksulluk değil, ikbal olduğunu defalarca göstermiştir. Kara gün insanı yalnız bırakabilir; fakat iyi gün, insanın etrafındaki gerçek niyetleri bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarır.

Siyaset Bilimi öğrencisi
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.