KENDİNE DÖNÜŞ PUSULASI
Bazen kaybolursun, aradığın şeyin kendin olduğunu anlamak için… Ve asıl yolculuk o zaman başlar.
Yollar tükenir, kapılar kapanır, her şey anlamını yitirir. Bildiğin dünya yabancılaşır; tanıdığın yüzlerde sana ait bir iz bulamazsın. Koca bir boşluğun içinde sürüklenirsin. Ne tutunacağın bir dal kalır ne ayağını basacağın sağlam bir zemin.
Ait olduğunu düşündüğün dünya, kaçmak istediğin bir zindana dönüşür. Zifiri karanlığın ortasında, görünmeyen parmaklıkların arasında bir zindan… Ne kadar kurtulmaya çalışırsan çalış, o parmaklıklar seni yeniden içine çeker.
Öyle bir zindandır ki düşüncene sığmayacak kadar geniş, içinde yaşanmayacak kadar dar.
Kaçmak istersin. Uzaklaşmak, her şeyi arkanda bırakmak, başka bir yere vardığında içindeki ağırlığın da geride kalacağına inanmak…
Ama insan nereye giderse gitsin, kendini de yanında taşır.
Şehirler değişir, yollar uzar, yüzler çoğalır; fakat insanın içinde taşıdığı yük aynı kalır. Ne kadar ilerlersen ilerle, dönüp dolaşıp aynı parmaklıklara çarparsın. Çünkü dışarıda değiştirmeye çalıştığın şey, içeride yüzleşmekten kaçtığın şeydir.
Çözüm kaçmak değildir.
Pusulanın doğru yönü her zaman ileriyi göstermez. Kimi yollar varmak için değil, geri dönmek için yürünür.
Bir yere gitmeye değil, içindeki yere dönmeye ihtiyacın vardır.
Ait olduğun sokaklara…
Geride hiç uğramadığın yollar vardır. Kendi yurdunda bir yabancı gibi yürüdüğün, taşlarını yerine koymadığın kaldırımlar, yıllardır karanlıkta bıraktığın köşeler…
Kapısını çalmaktan korktuğun odalar, yüzleşmeye cesaret edemediğin yaralar, susturduğun cümleler vardır.
Sen dünyadan kaçtığını sanırken, aslında özünden uzaklaşırsın.
Bu yüzden gitmek değil, dönmek gerekir.
İçinde yarım kalan sokaklara dönmek.
Eksik taşlarını ellerinle yerine koymak, karanlıkta bıraktığın yerleri ışığınla aydınlatmak, yıllardır susturduğun sesleri yeniden duymak…
Çünkü insan kendini yeniden bulmaz.Kendine giden yolu bulur.
Önce bir taş koyarsın.
Sonra bir taş daha.
Her yerine koyduğun taş, ayağının altında biraz daha sağlamlaşan bir zemine dönüşür. Her aydınlattığın sokak, içinde nefes alacak yeni bir alan açar. Her yüzleşme, senden saklanmış bir parçayı yeniden yerine koyar.
Sonra anlarsın:
Özüne dönmek, kaybettiğin bir şeyi bulmak değildir.
Dağılan parçaları yeniden bir araya getirmektir.
İnsanın en çok ihtiyaç duyduğu şey her zaman başka bir el değildir. Bazen ihtiyaç duyulan, uzanacak o eli içeride bulabilmektir. Karanlığa ışık olmak, yarım bırakılan yolları tamamlamak ve içinden geçerek yeniden bütüne ulaşmaktır.
Yerine koyduğun her taş, dönüş yolunda bıraktığın bir izdir.
Aydınlattığın her sokak, içindeki karanlıktan eksilen bir parçadır.
Tamamladığın her yol, senden eksilmiş bir parçanın yerine konmasıdır.
Ve her taş yerine oturduğunda, zincirlerinden bir halka daha gevşer.
Sonra dönüp baktığında fark edersin:
Kaçmaya çalıştığın o zindan dışarıda değildir.
O zindan, varlıgından uzaklaştığın yerde kurulmuştur.
Kapısını senden başka kimsenin açamayacağı bir yerdir burası.
Anahtarı da aradığın bütün yolların sonunda değil, attığın ilk adımın içindedir.
Özgürlük, zincirlerini kırıp gitmek değildir.
Yolunu taş taş yeniden kurmak ve bir daha kaçmamaktır.
Çünkü insanın gidebileceği en uzak yer, özünden kaçtığı yerdir.
Dönebileceği en gerçek yer ise yine içidir…
Ve bütün yollar tükendiğinde, bütün kapılar kapandığında insan nihayet anlar:
Aradığı yol hiçbir zaman önünde değildir.
O yol, benliğine açılan yoldur.
İnsan içine döndüğü an, kaybolduğu yerden devam etmez.
Kendinden yeniden başlar.