SİTARE’NİN AŞK DEFTERİ
14 yaşındaydı onunla ilk karşılaştığında. Ürkek ve yabani bakışları vardı Sitare’nin, yabani ve cüretkâr bakışlarla çarpıştığında.
Sitare nasıl çekingense çekik gözleriyle o inadına gözü karaydı. Mecazda da hakikatte de karaydı gözleri onun. Sitare’nin ise nehir renginde; durgun ve temiz.
Sitare kaybolmaktan korkardı onun o kara delik gibi içine çeken gözlerinde, uzun uzun bakamazdı, saniye içinde kaçırırdı gözlerini. Tüm benliğini şeffaf bir şekilde gösteren bir aynaya bakıyormuş gibi. Siluetini binbir parçaya bölen bir ayna. Aynaları sevmezdi Sitare güzel cemaline rağmen. Aynalar ürpertirdi Sitare’yi.
Kendi gözleriyle göz göze gelmek tuhaf geliyordu ona. Sanki o başka biriydi, kendinden başka biri, içindeki yabancı.
Sitare kendini bilmekten korkardı.
Çünkü evrenle uyuşamayacak, dünyalılarca taşlanacak bir yabancı vardı içinde. Uyum sağlamaya çalışırken dünyalılara, aynada göz göze gelip yabancıya aşina ola ola kendine katmak, işini zorlaştıracaktı zira. Uyum sağlamaya çalıştığı insanlarla da göz göze gelmekten kaçınırdı. Onları dinlerken yere yahut pencereye bakardı. Belki de onların da onun aynada gördüğü yabancıyı görme ihtimalinden çekiniyordu.
Özellikle onu dinlerken. Çünkü o diğerlerinden çok farklıydı, diğerlerinden daha keskindi bakışları. Saniyelik bakışmada bile kurşun yemiş gibi çakılır kalırdı olduğu yere. Titrerdi yüreği ve elleri. Sakarlaşır, düşürürdü elindekileri.
O yaşına değin kalbinin atışına şahit olmamış Sitare âşık mı olmuştu o kara oğlana? Hayır, bu mümkün olamazdı çünkü o…