SİSTEMDE YOKSUNUZ BEYEFENDİ
Bizim Mülayim Efendi, sabahın köründe kalktı. Niyeti basit; emekli maaşını çekecek, oradan da toruna söz verdiği “akıllı” saati alacak. Saatin akıllısı varmış da bizim Mülayim’in aklı ermiyor o işlere. Neyse…
Bankanın önüne geldiğinde bir baktı ki ana-baba günü. Ama öyle eskisi gibi kuyruk yok. Herkesin elinde telefon, başlar öne eğik, parmaklar tıkır tıkır. Sanki toplu dua seansındalar da âmin demeyi bekliyorlar.
Kapıdaki güvenlik görevlisine, “Evladım,” dedi, “Sıra numarasını nereden alıyoruz?”
Güvenlik, elindeki tabletten başını kaldırmadan, “Amca,” dedi, “Buradan numara verilmiyor artık. ‘Hızlı Bank’ uygulamasından karekod okutup dijital sıra alacaksın, oradan yüzünü tanıtacaksın, sonra sana sanal numara gelecek.”
Mülayim Efendi durakladı. “Evladım,” dedi, “Benim yüzüm eskidi, makine tanımaz. Hem benim telefon akıllı değil, bildiğin takoz. Tuşuna basıyorsun ses gidiyor, o kadar.”
Güvenlik ofladı, pufladı. “O zaman gişeye değil, şu köşedeki ‘Yapay Zekalı Müşteri Temsilcisi Robot Canan’a derdini anlat, o sana yardımcı olur.”
Köşede, insana benzemeye çalışan ama daha çok vitrin mankeniyle tost makinesi kırması duran bir alet var. Adı Canan’mış. Mülayim Efendi yaklaştı.
“Kızım,” dedi, “Ben maaşımı çekeceğim.”
Robot Canan, mekanik bir neşeyle, “Günaydın Mülayim Bey!” diye bağırdı. “Ses tonunuzdan stres seviyenizin yüzde seksen olduğunu algıladım. Size ferdi kaza sigortası yapalım mı? Ölürseniz çok kârlı çıkarsınız!”
Mülayim, “Tövbe estağfurullah! Kızım ben paramı istiyorum, sigorta istemiyorum!” dedi.
Robotun ekranında bir şeyler döndü, döndü… “Üzgünüm Mülayim Bey. Sistemde şu an ‘Ölü’ olarak gözüküyorsunuz.”
Mülayim Efendi beyninden vurulmuşa döndü. Elini kolunu salladı. “Ne ölüsü yahu? Kanlı canlı karşındayım! Bak konuşuyorum, terliyorum, hatta sinirden tansiyonum çıktı!”
Robot Canan istifini bozmadı:
“Beyefendi, benim algoritmam şaşmaz. Devletin ‘E-Ölüm’ sisteminden veri çektim. Geçen hafta ‘Sanal Mezarlık Uygulamasına’ yanlışlıkla tıkladığınız için dijital varlığınız sonlandırılmış. Şu an teknik olarak bir hayaletsiniz.”
Mülayim Efendi, etrafındakilere döndü. “Yahu komşular, biriniz şuna bir şey deyin, ben ölü müyüm?”
Sırada bekleyen gençlerden biri, kulaklığını çıkarıp, “Amca valla sistem öyle diyorsa öylesindir. Geçen benim de ‘Varlıklı’ olduğum yazıyordu sistemde, meğer kredi kartı borcum eksi bakiyeye düşünce sistem onu artı zannetmiş. İtiraz edemedim, zengin vergisi ödedim durduk yere. Sesini çıkarma bence.”
Mülayim Efendi, gişedeki memura koştu. Memur, önündeki üç ekrana birden bakıyordu.
“Memur Bey, şu makine bana ölü diyor!”
Memur, gözünü ekrandan ayırmadan, “Sistemde ne görünüyorsa odur beyefendi,” dedi. “Eğer yaşadığınızı iddia ediyorsanız, E-Devlet üzerinden ‘Yaşıyorum Beyanı’ oluşturup, biyometrik fotoğrafınız ve güncel bir gazete ile selfie çekip sisteme yükleyin. Onay süreci üç iş günü sürer. Ama şu an ölü göründüğünüz için internet şifreniz de iptal edilmiştir.”
“E, ne yapacağım ben?”
“Veraset ilamı için başvurun, mirasçılarınız gelip maaşınızı çeksin.”
“Mirasçım yok ki! Tek başımayım!”
“O zaman devlete kalır beyefendi. Hayırlı olsun, vatan sağ olsun.”
Mülayim Efendi, sinirden gülmeye başladı. Ağlanacak haline gülüyordu. Tam kapıdan çıkacakken, Robot Canan arkasından seslendi:
“Mülayim Bey! Mülayim Bey! Durun!”
Mülayim umutla döndü. “Heh, hatasını anladı makine!”
Robot Canan devam etti:
“Sistemde bir güncelleme oldu! Geçmişe dönük ödenmemiş 3,50 lira trafik cezanız ve onun faizi olan 4.000 lira borcunuz tespit edildi! Borcunuz olduğu için sistem ‘Ölüden borç tahsil edilemez’ protokolünü devre dışı bıraktı ve sizi ‘Canlı ve Borçlu’ statüsüne geri aldı!”
Mülayim Efendi ellerini havaya açtı:
“Allah devletimizden razı olsun! Borcum olmasa yaşamayacaktık! Çok şükür borçluyum, o halde varım!”
Mülayim Efendi, maaşının yarısını o 3,50 liralık cezanın faizine yatırdı. Kalan parayla toruna akıllı saat alamadı ama kendine bir simit aldı.
Bankadan çıkarken kendi kendine mırıldanıyordu:
“Eskiden ‘Düşünüyorum öyleyse varım’ derlerdi. Şimdi ‘Borcum var, öyleyse yaşıyorum’ diyoruz. Buna da şükür…”