ACEMÎ ŞİNÂVER
Ey bu hayatın acemî şinâveri,
Hangimiz düştü bu ummânlara, söyle?
Yürüdüğün her sokak bir emr-i acîb;
Bîhaber kaldım nefsimden, haberinden.
Düşüncelerim rehâ mı bu ücrâ deryâya,
Yoksa her kulaçta biraz daha
Gurbet-i rûha mı düşer olduk?
Acemiliğimize göz yumansın;
İhtilâçlarla kaderi süslersin ansızın.
Kalbim kavlinden dönmezken hâlâ,
Sözlerim pervâne-sıfat döner – ne âlâ.
Halk-ı cihândan bîzâr olur rûhum ;
Can mülkünün katresinde süzülü,
Cümlemize taksîm edilmiş her zulüm.
Cümle yollar şinâverlik eder senin râh-ı aşkına.
Mâye-i meçhûl bir âlemin uslanmaz cellâdıyım.
Katîl-i aşk mıyım, sırrın maktûlü müyüm?
Sükûtumun derûnunda vehimler büyütüyorum,
Sâhilden bu denli fâsılayı kendime getirirken.
Zindân-ı mârifetten çıkmamı ister cânan.
Ey şükûfe-i yem, sen mi açarsın kulaçlarını,
Ben mi kulak vereyim cânâna ?
Kâmil’e de ki : Mânâda gam ziyâde eylerim.
Ben kenzü’l-esrâr’a değil
Onun bende bıraktığı eksikliğe tâlibim.