BAŞARININ GÖRÜNMEYEN YÜZÜ
Başarı, çoğu zaman bize uzak bir yer gibi anlatılır. Ulaşılması gereken bir nokta, geçilmesi gereken bir çizgi, sonunda herkesin “İşte oldu!” diyeceği bir an… Çocukluktan itibaren farkına varmadan şu düşüncelerle yoğruluruz : Daha çok çalışırsan başarılı olursun, daha iyi olursan değerli olursun, bir şeyleri “tamamlarsan” hayat anlam kazanır. Fakat kimse şunu sormaz: Tam olarak ne tamamlanacak?
Zamanla, fark etmeden bir yarışın içine gireriz. Herkes bir yerlere yetişmeye çalışır ama kimse nereye gittiğini tam olarak bilmez. Sanki görünmeyen bir kalabalık sürekli ilerliyordur ve geride kalmak en büyük hatadır. Bu yüzden, durmak bile suç gibi hissedilir. Oysa insan bazen durduğunda kendini duysa bile bizler en çok o anlardan kaçınmayı öğreniriz.
Başarmak, her zaman bir yere varmak değildir. Bazen sadece yolda kalabilmektir. Bazen düşüp yeniden denemektir. Bazen de kendine rağmen ilerlemektir. Ve en önemlisi, başkalarının çizdiği yollarda değil, kendi yolunda yürüyebilmektir.Çünkü insanı değiştiren şey, çoğu zaman varılan yer değil; o yere giderken yaşadıklarıdır. Pes etmeyi düşündüğü ama vazgeçmediği anlar… Yalnız kaldığı ama devam ettiği geceler… Kimse fark etmese bile içinden “Bir kez daha deneyeceğim.” dediği o küçük ve değerli zamanlar… Belki de başarı dediğimiz şey tam olarak burada gizlidir: Görünmeyen, alkışlanmayan ama insanı insan yapan yerde.
Bir de göz ardı edilen bir tarafı vardır işin: Kendimize karşı verdiğimiz mücadele. Dışarıdan bakıldığında çoğu insan güçlü görünür ama herkesin içinde, kimseye göstermediği bir yorgunluk vardır. Başarı; bazen o yorgunluğa rağmen ayakta kalmak, planlar bozulduğunda yeniden başlamak, kimsenin anlamadığı bir hayale inanmaktır.
Sabah uyanıp devam edebilmek bile bir başarıdır. Ertelediğin şeyi bugün yapabilmek… Vazgeçmek yerine denemeyi seçmek… Bunlar, dışarıdan fark edilmez ama içeride bir şeyleri mutlaka değiştirir.
İnsan çoğu zaman kendini başkalarıyla ölçerken kaybolur. Daha hızlı olanlar, daha çok kazananlar, daha çok görünenler… Ama kimse aynı yolu yürümez. Herkesin hikâyesi farklı, yükü farklı, zamanı farklıdır. Bu yüzden başarıyı tek bir kalıba sığdırmak, aslında insanı eksiltmek gibidir. Şöyle sormak belki de daha doğru olur: Gerçekten neyi başarmak istiyorum? Yoksa sadece “başarmış gibi görünmek” mi istiyorum? Çünkü insan, çoğu zaman kendi istediği hayatı değil, başkalarının onaylayacağı hayatı yaşamaya çalışırken kaybolur.
Ve belki de en önemli soru şudur:
Eğer kimse görmeyecek olsaydı, yine de aynı yolda yürür müydüm?
Cevabınız evetse, zaten başarının ne olduğunu çoktan tatmış olmalısınız.