ALIN TERİYLE KAZANILAN HAYATLAR
Bazen bir sabah erkenden açarsın gözlerini. Sokaklar henüz canlanmamışken, şehir daha uyanmamışken birileri çoktan adımlamaya başlamıştır kaldırımları. Elleri nasırlı, yüzü yarı uykulu… Ama yürümeye devam ederler. Çünkü bilirler; hayat beklemez. Evde bekleyen bir sofra, ödenmesi gereken bir kira, büyüyen bir çocuk vardır arkada.
İşte bu insanlar… Çoğu zaman fark etmeden yanından geçip gittiğimiz, otobüste yanına oturduğumuz, göz göze gelmeden önünden geçtiğimiz işçilerdir. Hayatın ağır yükünü sessizce taşırlar omuzlarında.
1 Mayıs’ın kapımıza geldiği bu günlerde akla sadece bir gün gelmemeli. Bir tatil günü, bir yürüyüş ya da birkaç slogandan ibaret değildir bütün mesele. 1 Mayıs; yılların yorgunluğu, emeğin görünmeyen tarafı, alın teriyle kazanılan hayatların güçlü simgesidir. Çünkü işçi sadece çalışan değildir; hayata karşı verilen direnişin en güçlü temsilidir.
Düşünsenize… Sabahın ilk ışıklarıyla işe koyulan bir baba… Belki kahvaltısını bile tam yapamadan evden çıkıyor. Çocuğu mışıl mışıl uyuyor. Yanağını öpemeden kapıdan çıkıyor. Akşam işten döndüğünde konuşacak hâli yokken, kendini çocuğuyla oyun oynarken buluyor. Ama tüm bunlara rağmen yine de gülümsüyor. O gülümseme, “Her şeye rağmen ayaktayım” demenin gururunu taşıyor.
Bir de görünmeyen emekçiler var ne yazık ki… Sigortasız çalışanlar, emeğinin karşılığını alamayanlar, ay sonunu getiremeyenler… Market raflarına bakıp hesap yapan babalar…
Geçim derdi dediğimiz şey, bir insanın omuzlarına yüklenmiş bir dağ değil mi? Ve en acısı şu; bu zorluklar çoğu zaman kelimelere dökülemiyor. İşçi, dert anlatmaktan çok dayanmayı öğreniyor. Çünkü kimsenin tam anlamıyla bu yükü anlayamayacağını biliyor. O yüzden susuyor. 1 Mayıs biraz da bu sessizliği duymamız için var aslında; bir günlüğüne de olsa bu hayatlara dönüp bakmamız için…
Bir şehirde ışıklar yanıyorsa, bir bina kat kat yükseliyorsa, bir fabrikanın bacasından duman tütüyorsa orada bir işçinin izine rastlamak mümkündür. Ama ne gariptir ki en çok emeği olan insanlar, en az görünür olanlardır.
Bu yüzden 1 Mayıs bir kutlama değil, bir hatırlama günüdür. İnsan olmayı, emeğe saygıyı ve adaleti hatırlama günü…
Bir toplumun gücü, en zayıf kesimin nasıl yaşadığıyla ölçülür. Ve eğer bir işçi hâlâ geçim derdi çekiyorsa, aslında hepimiz eksik kaldık demektir.
Bazı insanlar hayatı kelimelerle değil, emekle anlatır. Ve onların hikâyesi, herkes tarafından duyulması gereken en gerçek hikâyedir.
O yüzden bugün sadece bakıp geçmeyin; durun, dinleyin… Çünkü her bir işçinin sesi, insanlığın en gerçek hikâyesini fısıldar.