KÖTÜLÜĞÜN SESSİZ HÂLİ
“Ez bütün çiçekleri, kendine canavar dedirt.” diyordu Esenlik Bildirisi’nde İsmet Özel. Toyken henüz anlamamıştım bu dizenin hikmetini. Ezmediğim çiçeklerin içinde saklı dikenler, ellerimi kanattıkça ve canım yandıkça sırrına erdim bu bercestenin. Peki, neden ezmiyoruz haksızlığa uğradığımızda haddini aşan o dikenleri?
Merhamet mefhumunun masumiyetine sığınmayacağım. Eskiden bu suskunluğun ya da görmezden gelme oyununun merhamet duygusundan kaynaklandığını düşünürdüm. Fakat anlıyorum ki merhamet adı altına gizlenmiş, bir düzenden taviz vermeme gayesi varmış bu sorunun temelinde. Bazen etrafımızdaki insanların bile isteye bir hata, hatta kötülük derecesine varabilecek bir hata yaptığına şahit oluruz. Tepki verdiğinde, alışılmış bir rahatlıktan olunacağı düşüncesine kapılınca akıl —ki buna vesvese denir tam olarak— tepki verme dürtümüzü sekteye uğratır ve tepkinin şiddeti azalır.
Hani Efendimiz buyuruyor ya: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” “Aman sorun çıkmasın, aman yüz yüze bakacağız, keyfimiz kaçmasın, huzurumuzu bozmayalım; şimdi boş ver, görmezden gel.” düşüncesi, aslında o şeytanın sessiz dilidir. Biz ya da başkası fark etmez; herhangi bir canlıya karşı yapılan bilinçli bir kötülük neticesinde bu eylemin faili, her ne sıfatta olursa olsun —isterse zaafın olsun— gerekli tepkiyi görmeli, mümkünse cezalandırılmalı ve iletişim kesilmelidir. Aksi hâlde tepki koyulmayan kötülük, tekrara düşer. Ayrıca bu tepkisizlik, kendimize; özellikle de vicdanımıza yaptığımız bir saygısızlıktır.
Rahatlığına alıştığımız düzenin bozulma endişesinden sıyrılıp haykıracağız kötülük edenlerin yüzüne kötülüklerini. Allah’ın bizden beklediği Müslüman duruşu da budur. Müslüman olmanın ilk şartı nedir? Kelime-i şehadet getirmektir. Peki, kelime-i şehadet nedir? Sadece “Lâ ilâhe illallah” demekten mi ibarettir? Tabii ki hayır. Dil ile ikrar, kalp ile tasdik der büyüklerimiz. Fakat bu yeterli midir? Buna da hayır. Dil ile ikrar, kalp ile tasdik ettikten sonra tüm yaşamını bu düstur üzere idame etmek; tavırlarını ve kararlarını bu inanç doğrultusunda almaktır kelime-i şehadet. Aslolan Müslümanlık budur.
“Lâ ilâhe illallah” sözünün tercümesini âlimler, “Allah’tan başka ilah yoktur.” şeklinde yapar. Tanıdığım, pek hürmete şayan bir üstat der ki: “‘Lâ’ kelimesi ‘yok’ demek değildir; ‘hayır’ demektir. ‘Lâ ilâhe illallah’ın anlamı: Allah’tan başka ilahlara, yani ilahlık atfedilen her şeye hayır demektir. Aslında bu bir başkaldırıdır, tavır koymaktır, tarafını seçmektir.” Bana mantıklı gelmişti bu bakış açısı. Hatta bir aydınlanma yaşadım diyebilirim. Eğer bu ifadeyi “Allah’tan başka ilah yoktur.” şeklinde tercüme edersek, daha baştan pasif bir Müslüman olma eğiliminde oluruz. “Yoktur” demek görmezden gelmek, yok saymaktır; ama “hayır” demek meydan okumaktır aslında. Senin doğrularına ters düşen her inanca ve duruma hayır diyerek karşı çıkar, tarafını netleştirirsin.
Ben o kelimeyi “hayır” kabul ettiğimden beri daha cesur, kararlı ve şuurlu bir Müslüman kimliğine büründüm. “Bir kelime bu kadar mı etkiler?” demeyin; o tek kelime manayı, dolayısıyla bakış açını değiştiriyor.
Hülasa edelim dostlar: Yok saymakla yok olmuyor kötüler ve kötülükler. Hayır diyerek haykırmak ve rest çekmekle yok olurlar; en azından yakın çevremizden. Tüm dünya vatandaşları topyekûn bu cendereye mutabık olsa, birlikte korkmadan ve çıkarlarımızı öncelemeden savaşsak; yalnız kalmayı göze alsak, kötülerin kökünü kazıyamazsak bile kötülükleri icra edebilme cüretini bitirir, kötülüğü kısır ederiz.
O hâlde haydi, insan kardeşlerim; ezelim iyiliğe batan dikenleri, kendimize canavar dedirtelim!