SON KALAN
Gürz, kılıç, mızrak darbeleri ile çatlamıştı kalkanım
Ve korkarım, o kadim medeniyetten eli kılıç tutan bir ben kaldım.
Nerede ölümü kutsallaştıran, elinde saz ile dolaşan cüce?
En son kuzeye kaçarken görmüşler, gün ışıdığında en deli taylar yetişememiş hızına!
Daha ilk hat aşılmadan, ilk cephe yarılmadan,bozguna uğramadan…
Ve şimdi milletin suçlu, suçsuz, soylu ve soysuz en asil fertleri,
Yatıyor savaş meydanında, sınıfsız ve sırasızca!
Ne rütbe ne makam belli, ne sınıf ne köle ne sahip belli!
Belki birkaçının ipek kumaşından anlarsın, o da dikkatli bakarsan.
Sürme vakti şimdi atını, kaybettin sen bu yüzyılda savaşını!
Toplama vakti şimdi, dört bir yana dağılan birkaç insanını!
Denk geldiğim ülkelerden birinde bir garip seslendi.
“Son kalanım.” dedim, “Kılıcı ellinde, yolum uzundur, tutma beni de!”
Yutkundu, atımın arkasından bağırmaya başladı:
‘’Sen ki yıkılan kadim imparatorluğun son savaşçısı,
Sen ki kadim bir medeniyetin son kalp atışı.
Nedir bu hâle düşüren sizi?’’
Her hâlimizi memleketlerinde gördüm de sustum,
Acı sonu sezdim de sustum!
Cahile çok susulmuş bu memlekette, âlimler darılmış,
Dedim de kustum!
Âlimin derecesini sordu, haddimi bildim, durdum!
Sözlerimin tesirini ölçtüm, sustum!
Yağmalanıyor şimdi en mukaddes mezarlar, altın dişler uğruna yurdumda,
Toplanıyor şimdi en kutsal kitaplar yurdumda!
Irkımın en asil eserleri yakılıyor şimdi yurdumda!
Dört bir yanda şimdi annesiz evlatlar, çocuksuz babalar…
Yeni bir birlik zamanı şimdi, yaşanmadan sonuçları büyük hatalar!