KÖRDEN OLMAZ KURBAN
Ey merâmın kâhini, ey nâm-ı fettân!
Sırtımda olanı bilmeden ne bahsedersin ağırdan?
Nedirse hâlim, sorma bana; gıybet aranmaz sağırdan.
Dünyaya bir melek küser ve bebek ölür kahırdan.
Muhatabım Tanrıysa, şefkat umulmaz kulundan.
Acımla yâre ağlasam, âşem banar suyundan.
Kaderi bilmez, geçmişimi kabul eder kusurdan;
Günahları yetmezcesine, karar kılar huzurdan.
Yârin gönle taht kurarsan, iterler âlî surdan.
Avama susarsan da, derler: “Zaten kördü, sultan.”
Oysa, körlük vezre nâzır, habis ne bilsin bundan?
Tanrı şart koşar ve der ki: “Körden olmaz kurban.”
Ne Kaf Dağı, ne Âdem Tepesi, ne Yemen, ne de Umman;
Ne sen çölde bana vahasın, ne ben sende mihman.
Keşkelerle kelâm edenden, fayda bulmaz pişman.
Zümrüt de olsan, ibaretsin; elimdeki bir avuç kumdan.
Aklım, parmaklıklar arkası; inançlarımsa surdan.
Kaç sebep çıkartırsınız işlediğim kusurdan?
Zaman çeşmesinde el yıkanmaz, çamur akar suyundan.
Bir can çıkar ve ruh göçer, huy vazgeçmez huyundan.