29 Mayıs 2026, 19:42:18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 18°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
18°C
Hafif Yağmurlu
Cts 19°C
Paz 22°C
Pts 23°C
Sal 24°C

SOKAĞI İZLEYEN ODA

SOKAĞI İZLEYEN ODA
26 Mayıs 2026 20:10
60
A+
A-

“Bazı insanlar hayatı yaşar, bazılarıysa onu pencereden seyreder.”

Uzun zamandır kendimi hayatın içinde değil kıyısında hissediyordum. Pencere kenarındaki eski sandalyeye oturur, dışarıdaki hayatın sesini sessizce dinlerdim. Zamanla bu, günün en alışılmış ritüeline dönüşmüştü benim için. Ne büyük bir merakla bakıyordum dışarıya ne de gerçekten birilerini görmek istiyordum. Sadece perdeyi hafifçe aralayıp akan hayatın sesini dinliyordum. Çünkü bazen insan, yaşamın içinde yürümeye gücü kalmadığında onu uzaktan seyretmeye başlıyordu.

Her sabah aynı saatte geçen insanlar vardı. Elinde simit poşetiyle hızlı hızlı yürüyen adam, servis beklerken çantasını ayağıyla ileri geri iten çocuk, kulağında kulaklıkla yürüyen genç kız… Hepsi birbirinden habersizdi ama ben hepsini tanıyordum. İsimlerini değil yürüyüşlerini, omuz düşüklüklerini, acelelerini tanıyordum. İnsan bazen bir yabancıyı yüzünden değil taşıdığı yorgunluktan hatırlıyordu.

Karşı apartmanın üçüncü katında oturan yaşlı kadın, her sabah balkonuna çıkıp sardunyalarını sulardı. Rüzgâr estiğinde balkonundaki ince beyaz perde havalanır, sanki evin içindeki yalnızlığı kısa bir süreliğine dışarı taşırdı. Bazı günler balkon ipinde aynı lacivert gömlek günlerce asılı kalırdı. O gömleğe bakınca nedense hep yarım kalmış konuşmaları düşünürdüm. İnsanların birbirine söyleyemediği şeyleri.

Öğleden sonraları sokağın kedileri gelirdi. Bir tanesi özellikle hep aynı pencerenin altına kıvrılırdı. İlk zamanlar tesadüf sanmıştım ama günler geçtikçe onun da beni tanıdığına inanmaya başladım. Konuşmadan kurulan dostlukların daha gerçek olduğuna inanırım ben. İnsan bazen en çok ses çıkarmayan şeylere bağlanıyor. Belki de bu yüzden Sait Faik’in insanlara değil onların küçük hâllerine bakışını severdim. Camın ardından o kediyi izlerken yalnız olmadığımı düşünürdüm. Belki o da yukarıda bir yerde kendisini bekleyen birinin olduğunu biliyordu.

Yağmurlu günleri daha çok severdim. İnsanlar hızlanırdı çünkü. Şehir yağmur altında hep telaşlı görünürdü bana. Koşarak eve yetişmeye çalışan insanlar, poşetlerini korumaya çalışan kadınlar, ıslanmış kaldırımlar, birbirine çarpıp özür bile dilemeden uzaklaşan kalabalıklar… O anlarda herkes bir yerlere yetişmeye çalışırken ben pencerenin ardında durmuş zamanı ağırlaştırıyordum sanki.

Bazen düşünürdüm, dışarıdaki insanların kaçı gerçekten mutlu? Sonra kendime kızardım. Çünkü insan en çok kendine soramadığı soruları başkalarının yüzünde arıyordu. Belki de bu yüzden uzun uzun dışarıyı izliyordum. Kendimden kaçmadan kendime bakabilmenin başka yolunu bulamamıştım.

Akşam olunca sokak yavaşça sessizleşirdi. Gün boyu açık olan market kepenk indirir, çocuk sesleri azalır, pencerelerde sarı ışıklar yanardı. Her evin içinde başka bir hikâye olduğunu düşünürdüm o saatlerde. Bir yerde çay demleniyordur mesela, bir yerde sessiz bir tartışma yaşanıyordur, bir yerde yaşlı bir adam televizyon karşısında uyuyakalmıştır. Hayat, aynı anda binlerce küçük parçaya bölünmüş hâlde akardı. Ve ben hepsine uzaktan tanıklık ederdim.

Bir gece camda kendi yansımamı fark ettim sonra. Dışarıyı görmek isterken uzun zamandır kendime baktığımı anladım. Sokaktan geçen insanlar değişiyordu, mevsimler değişiyordu, kediler bazen kaybolup geri dönüyordu ama pencerenin önündeki ben hep aynı kalıyordum. Belki insanın en büyük yalnızlığı buydu; herkesin bir yere yetiştiği dünyada, aynı yerde bekleyip durmak.

Perdeyi kapattım o gece. Sokakta hâlâ birkaç insan yürüyordu. Karşı apartmanın balkonunda rüzgâr çamaşırları hafifçe sallıyordu. Şehir bütün gürültüsüne rağmen yine de tuhaf bir sessizliğe gömülmüştü.

Ve o an anladım, bazı odalar sadece eşya taşımazdı. İnsan bazen bütün yalnızlığını bir pencerenin önünde büyütürdü. Benim odam da uzun zamandır sokağı değil içimde biriken sessizliği izliyordu.

Yazmayı ve okumayı seven kimyacı
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.