ARADIĞINIZ KİŞİYE ŞUANDA ULAŞILAMIYOR!
Epey zamandır ben de modaya uymuş olacağım ki, okyanuslar ardında demirleyecek bir liman arıyorum. Bu yolculuğun motivasyon kaynağında yalnızca kaygılarımın yattığını biliyorum. Oysa ne kadar uzaklara açılırsam açılayım, sonunda yine başladığım yere -o tanıdık kürkçü dükkânına- dönüyorum. Bu durum, bireyin dışsal yolculuklar aracılığıyla içsel hesaplaşmasını sürdürdüğünü gösteriyor.
Belki de mesele gerçekten bir yere varmak değil. Belki liman dediğim şey, bir insanın karakterini, nasıl yaşayacağını, ne olacağını, kim olacağını anlamak için sığındığı geçici duraklardan ibaret. İnsan, kendini bulmak için önce kaybolmak zorunda kalıyor; önce yanılacak ki doğruya dair küçük bir iz yakalayabilsin. Bu yüzden her liman aslında bir deney, her yolculuk bir deneme… Ve her yanlış seçim, insanın kendini tanıması için gerekli bir adım.
Kendi içimde yıllardır cevabını aradığım sorular var: Ne olmak istiyorum? Hayatı hangi yoldan yürümek istiyorum? Karakterimin hangi kısmı bana ait, hangisi çevrenin sesinden devraldığım yük? Bunları anlamaya çalıştıkça limanlar birer birer çoğalıyor. Bir gün bir mesleğin peşine düşüyorum, ertesi gün bambaşka bir hayalin. Her liman bana “Bu musun?” diye soruyor. Ben ise her seferinde “Henüz bilmiyorum.” demekten başka bir cevap bulamıyorum.
Kürkçü dükkânına dönüşün asıl ağır tarafı da bu: Orası bana dönüp “Ne öğrendin?” diye soruyor. Dışarıda binlerce liman dolaşsam da, sonunda karakterimi, eksiklerimi, eğrilerimi, doğrularımı yine burada ölçüp biçiyorum. Çünkü insan, kendi içindeki hesaplaşmayı başka bir kıtada yapamaz; o hesap hep yanında taşınır.
Zamanla anlıyorum ki limanlar hayatın sabitleri değil, yalnızca deneme tahtaları. Biri insanı zorlar, biri rahatlatır, biri umut verir, biri hayal kırıklığı… Ama hepsinin toplandığı tek yer var: ‘Ben kimim?’ sorusu. Ne kadar yol alırsam alayım, bütün uğraklar bu sorunun etrafında dolaşmama yarıyor.
Belki insanın kendini bulduğu an, “Tamam, oldum.” dediği an değildir. Tam tersine, “Ben hâlâ arıyorum.” diyebildiği anlarda karakter kendini daha çok açar. Çünkü arayış, insanı diri tutar. Deneme yanılmalar, yan yollar, küçük düşüşler, ani kararlar… Hepsi insanı insan yapan mayanın bir parçasıdır.
Ben de belki bu yüzden liman arıyorum. Bir kimlik arıyorum, bir yön arıyorum, bir “ben” arıyorum. Ulaşılamayan kişiye dönüp dönüp sinyal göndermem belki bundan. Çünkü o kişi ben olsam bile, hâlâ tam olarak bulduğumdan emin değilim.
Ama artık biliyorum: Kendini aramak, bir gün bulunacak bir şey değil; bir ömür boyu süren bir yolculuktur. Ben de yolun tam ortasında, bir limandan diğerine giderken, yavaş yavaş kendime yaklaşıyorum. ‘Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor’ belki de bu cümlenin asıl muhatabı yine benim.
Belki insan kendini hiçbir zaman tam olarak bulmaz. Çünkü insan tamamlanmış bir varlık değil; eksikleriyle yürüyen, yürüdükçe değişen, değiştikçe yine kendine dönmek zorunda kalan bir yolcudur. Bu yüzden her liman, varıştan çok bir yoklama gibidir: “Burada mısın? Kendini duyuyor musun?” diye fısıldar insana.
Kürkçü dükkânına dönüşün asıl anlamı da burada saklıdır. O dükkân, insanın kendi kökleriyle yüzleştiği, tüm denemelerin sonunda elindeki sonuca bakıp “Ben buyum” diyebildiği yerdir. Ama bu cümle asla bir nokta değildir; sadece bir virgüldür. Çünkü insan “Ben buyum” derken bile aslında “Ben hâlâ oluyorum” demek ister.
Bazen en büyük keşif, yeni bir liman bulmak değildir; daha önce uğradığın bir limana başka bir gözle bakabilmektir. İnsan değiştikçe baktığı yer de değişir; böylece aynı liman bile farklı bir anlam kazanır. Hayat, tekrarların bile yeni anlamlar ürettiği uzun bir yolculuktur.
Kendimi ararken şunu öğrendim: Aradığım kişi, en gürültülü anda değil, en sessiz yerde ortaya çıkıyor. Bir akşam vakti, tek başına yürürken… Bir kitabın arasında… Bir odanın loşluğunda… Ya da hiç alakasız bir anda içime düşen küçük bir cümlede… Belki de insan kendini büyük olayların içinde değil, sıradanlığın kuytularında buluyor.
Ve artık şunu kabul ediyorum: Bu yolculuk bitmeyecek. Bitmesin de zaten. Çünkü arayışın bittiği yerde insanın tekdüzeliği başlar. Oysa aramak, insanı canlı tutar. Aramak, insanı insan yapar.
Ben, bana ait olanı bulmak için yola çıktım. Beni ben yapan şeylerin izini sürmek için… Her liman yanılmamı, her yanılmam ise biraz daha doğrulmama vesile oldu. Şimdi biliyorum ki aradığım kişi benden kaçmıyor; sadece beni doğru soruyu soracak kıvama getiriyor.
O hâlde ulaşılamayan kişiye, doğum gününde bir mesaj daha bırakıyorum kendi içimde:
“Seni aramaya devam edeceğim. Çünkü seni aradığım sürece hayattayım.”