29 Mayıs 2026, 19:42:19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 18°C
Hafif Yağmurlu
Afyon
18°C
Hafif Yağmurlu
Cts 19°C
Paz 22°C
Pts 23°C
Sal 24°C

BOZUK RADYO

BOZUK RADYO
28 Mayıs 2026 14:40
55
A+
A-

Antika pazarından aldığı, fi tarihinden kalma radyonun içine düşmüştü. Tam istediği gibiydi radyo. Tek farkla, bu radyo sessizdi. Bütün çabası radyonun ses vermesi içindi. Sigara dumanları arasında kaybolan odada, vidaları bile bulamaz hâle gelmişti. Bu genç yaşta hastalık sahibi olacaksın, diye söylenen annesinin sesi kulaklarında çınlamıştı. “Kime çektin ki sen böyle?”

Bunca zaman bu kokuya, annesinin alerjisinin olduğunu sanırken yanı başındaki mektupların satırlarında yazan birçok hakikatten biri de elektrik mühendisi dedesinin efkâr ve dumanla savaşında mağlup olan ciğerleriydi.

Okuduğu satırlar yüzünden elindeki sigarayı söndürürken başka bir mektup satırıyla tekrar başa saran döngü, duman bulutları, tıngırdamayan antika radyo ile devam eden mücadelesi bunca yılın yüzleşmelerini yaşatıyordu. Elinde double espresso kahvesi ile taze bir nefes almak için balkon kapısını açtı. Arkasında bıraktığı dumanlı oda içindeki vidalar, bozuk radyo, çay rengi mektuplar, dolma kalem, elmas küpeler ve geçmiş…

Bir nefes bir yudum kahve, bir nefes bir yudum kahve… Kulağında çınlayan “Kuzum, kurban olurum! Yine gel, baban seni çok özledi.” seslerinin gözünün önüne getirdiği simalar… Satırlardaki yazıların hatırlattıklarıyla uyumu, içindeki dalgaları coşturdukça coşturuyordu. “Kurban olurum, kurban olurum…” Hatırlamıştı anneannesinin ona seslenişlerini. Araştırması da tam bunun üzerineydi: kurban olmak.

Evladına kurban olanlar mı, ilişkiler içinde kurban olmayı seçenler mi, bir hiç uğruna kurban edilen hayatlar mı? Okuduğu bir kitap ile başlayan tez çalışmalarının onu getirdiği nokta, dedesinin tabiri ile ecnebi topraklardan ana toprağına gelmesi de bir Kurban Bayramı’na denk gelmişti. Kolektif bilinç miydi, evren haber mi veriyordu, ataları mı çağırıyordu, tesadüf müydü, tevafuk muydu? Neydi bu kurban? Zihninin içi de odanın ortasındaki bozuk radyo gibiydi. Elindekinin en iyisini ve en kötüsünü kurban eden iki kardeşin imtihanıyla başlayan, bir peygamberin evladını kurban etmesiyle buna rıza gösteren evladın Allaha teslimiyeti… Aidiyet ve mülkiyet için çalışan insan… Hırs, mutluluk, kin, nefret, haz duygularıyla birbirine çarpan nöron ağları, âdeta zihninin içindeki bozuk radyoyu tamir etmek için uğraşıyordu. Bu düşünceler onu hakikat kitabına ve yoluna yürütürken alaca karanlıkta,

“Allahu ekber, Allahu ekber.

Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü en lâ ilâhe illallah.

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah, Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah”

sözleri kalbindeki teslimiyet kapısını  aralamıştı.

Merhaba, ben Reyhan. Hayat yolunda  yürürken girdiğim bir yolun edebiyata çıkması yazı yazmaya karşı olan merak ve ilgimi arttırdı. Yazdıkça kelimelerin insanın kendi iç dünyasından doğuşuna belli bir yaştan  sonra şahit olmanın verdiği istek ve arzu ile bugün bu siteye kadar gelen bir serüvenin içindeyim. Yazarlık yolu hayattaki şükür sebeplerimden birisi oldu.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.