17 Eylül 2026, 12:20:25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 17°C
Yağmurlu
Afyon
17°C
Yağmurlu
Cum 20°C
Cts 24°C
Paz 24°C
Pts 26°C

PADİŞAHIN İKİ OĞLU: BÖLÜM 2

PADİŞAHIN İKİ OĞLU: BÖLÜM 2
16 Eylül 2026 14:47
25
A+
A-

Mihri; adaletine, merhametine, cömertliğine hayran olduğu adamı artık tanıyamıyor, ondan korkuyordu. Yavuz’un bakışı, konuşması, hal ve hareketleri değişmişti. Mihri sevdiği adamı özler olmuştu.

Yavuz’un Selim’e olan düşmanlığı günden güne arttı. Vezirle planlar kuruyor, Selim’i tahtan nasıl uzaklaştırabileceklerini düşünüyorlardı. Sonunda bir karara vardılar. Selim ailesine düşkündü, eğer ailesiyle arası bozulursa tahttan çekilebilirdi. Bir süre Yavuz, iki eşin arasını yalan ve iftiralarla açmaya çalıştı ama ne Selim ne de Azize yalanlara ve iftiralara inanmıyor, aksine birbirlerine daha çok kenetleniyordu. Hal böyle olunca Yavuz ve vezir öfkeden kuduruyorlar, başka planlar kuruyorlardı. Sonunda vezirin aklına bir plan geldi. Padişah uzak diyarlarda yaşayan büyücü bir kadına gidecek ve ondan tesirli bir büyü isteyecekti.

Padişah, gece vakti büyücünün evinin yolunu tuttu. Büyücünün evi büyük bir dağın ardında, ormanın içinde, derme çatma bir evdi. Padişah dağa ulaştığında, kendisini kırmızı kanatlı bir Anka kuşu karşıladı. Anka kuşu kanatlarını gövdesinin altına almış, dağın zirvesine kurulmuş, ormanı seyretmekteydi. Padişah’ın kendisine doğru geldiğini gören kuş, başını ona doğru çevirdi:

— Sen de kimsin? Burada ne işin var? Ne istersin?

— Uzak diyarların padişahıyım. Ormanın içinde yaşayan büyücünün evine gidiyorum.

Kuş, uzun uzun padişaha baktı. Onda hoşuna gitmeyen, içini huzursuz eden bir şeyler vardı.

— Büyücünün evine gitmek istiyorsan bana bir şeyler vermelisin.

Padişah kaftanının cebinden bir kese altın çıkardı. Altını gören kuş, altın istemediğini daha değerli bir şey istediğini söyledi. Padişah altının en değerli eşya olduğunu söylese de kuşu ikna edemedi. Sonunda pes etti ve kuşa ne istediğini sordu. Kuş kavuğunu istiyorum deyince padişah öfkelendi ve bağırmaya başladı. Padişah hayır dedikçe, kuş ısrar ediyor, kavuğunu almadan buradan geçmene izin vermem diyordu. Padişah kavuğum olmadan padişah olduğumu anlamazlar dese de kuş dinlemiyordu.

Padişah kılıcını eline aldı, kuşu ölümle tehdit etti ama kuş korkmuyor, “Kavuğa karşılık yol!” diyordu. Padişah elindeki kılıcı kuşa savurdu, kuş kanatlandı. Bir süre padişah kılıcıyla kuşu korkutmaya, kuşta kavuğu almaya çalıştı. Sonunda padişahın kılıcı kuşun kanadını yaraladı, yaralanan kuş acıyla çığlık attı ve Padişah’ı itmeye çalıştı. Padişah kuştan kaçmaya çalışırken dağdan aşağı yuvarlandı ve çalılıkların üstüne düştü. Padişah bir yana, kılıç bir yana, kavuk bir yana düşmüştü. Kavuğun boşta kaldığını gören kuş, kavuğu alıp uçtu. Kavuğunun çalındığını gören padişah kuşa kızmaya başladı ama iş işten geçmişti.

Padişah söylene söylene ayağa kalktı. Büyücünün evinin yolunu tuttu. Büyücünün evine vardığında burnundan soluyordu, sürekli şikâyet ediyordu. Büyücü padişaha istediği büyüyü bir şartla yapacağını söyledi. Padişah kaftanının cebinden bir kese altın çıkardı. Ama büyücü bunun yeterli olmadığını söyledi ve padişahın parmağındaki yüzüğe gözünü dikti. Padişah parmağındaki yüzüğe baktı, yüzük alyanstı. Padişah büyücüye hayır dese de büyücü onu dinlemedi. “Eğer yüzüğü vermezsen, büyüyü yapmam.” dedi. Padişah istemeye istemeye yüzüğü verdi ve büyülü tılsımı alıp sarayın yolunu tuttu.

Padişah saraya vardığında ilk işi tılsımı saklamak oldu. Sabah ilk ışıklarında tılsımı vezire verecekti ve büyünün tesir etmesini bekleyecekti. Sabahın ilk ışıklarında gözlerini açtı, hemen tılsımı koyduğu yere baktı. Ama tılsım yerinde yoktu, korkuyla sağını solunu aramaya başladı. Derken arkasında bir ses duydu. Arkasını döndüğünde Mihri elindeki tılsımla Yavuz’a bakıyordu.

—  Önceden senin yanında kendimi güvende hissederdim ama şimdi kendimi kafese tıkılmış bir kuş kadar çaresiz ve ürkek hissediyorum. Adil bir padişah olacağım diyordun ama şimdi sadece kendine adil davranıyorsun. Kardeşin alim oldu, sen zalim oldun.

Mihri’nin sözleri Yavuz’u sinirlendiriyor, öfkeden gözü dönüyordu. Mihri konuştukça kan beynine sıçrıyor, öfkeden kıpkırmızı kesiliyordu. Sonunda dayanamadı, Mihri’nin yüzüne doğru bağırdı:

— Mihri! Haddini aşıyorsun.

— Senin adalet terazisi şaştı. Kardeşmiş, eşmiş, dostmuş görmüyorsun. Karıncayı ezmekten korkan adam, artık önüne gelen herkesi ezip geçiyor.

— Bana tılsımı ver!

— Hayır vermeyeceğim. Sana doğruları söyleyen herkesi susturdun, bir tek beni susturamadın ama bir gün kafesteki kuşun sesinden rahatsız olacak, onu da susturacaksın.

Mihri’nin sözleri gerçek oldu. Padişah çok sevdiği, uğruna canını vereceği eşinin ölüm fermanını imzaladı. Mihri’nin ölümünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Selim ve Azize, Mihri’nin ölümünden sonra bir gece herkesten gizli saraydan kaçtı.

Büyük sarayda Yavuz ve birkaç kişi dışında hiç kimse yoktu. Artık herkes padişahtan korkuyor, o ne derse sorgulamıyor, kabul ediyordu. Padişah bir kurt kadar yalnızdı, bataklık gibi dibe batıyordu. Dibi battıkça eski haline özlem duyuyordu. Ama ne o eski Yavuzdu ne de insanlar eski insanlardı. Her şey büyüsünü yitirmişti, beyazın yerini siyah almıştı.

Vezir padişaha sormadan karar alıyor, istediğini görevden alıyor, istediğini göreve getiriyordu. Artık padişah mı vezir, yoksa vezir mi padişah belli olmuyordu. Bir gün padişah sarayda gezinirken kulağına birtakım dedikodular geldi. Vezirin padişahı yok saydığı, hatta bazı kişilere bana padişah diyeceksiniz dediğini duydu. Padişahın kan beynine sıçradı. Demek vezir tahtın başına geçmek istiyordu. Yavuz soluğu vezirin yanında aldı. Padişahı gören vezir yeni planlarından bahsetmeye başladı. Ama padişah onu dinlemedi, bağırıp çağırdı.

— Demek kendini padişah olarak görüyor ve benim padişahlığımı yok sayıyorsun. Kendine gel vezir! Seni, ben vezir ettim. Sen kimsin de bana karşı geliyorsun?

Padişah vezirin korku, özür dileyeceğini hatta eteğine yapışıp yalvarıp yakaracağını düşünüyordu. Ama vezir korkmak bir yana bilakis sinsi bir gülüşle ona bakıyor, padişahın öfkesinden zevk duyuyordu.

— Padişah padişahlık yapmazsa, vezir de padişahlık görevini layıkıyla yerine getirir. Madem padişahsınız, o halde padişahlık yapın. Ama siz tahtınıza geçmiş, eski günleri düşünüyor, görevinizi yerine getirmiyorsunuz. Selim burada olsaydı, o da aynı şeyi düşünürdü.

Padişah her şeyin vezirin başının altından çıktığını anladı. Başından beri tahta geçmek isteyen vezirdi. Kim bilir belki de bütün dedikoduları o yaymıştı.

— Bütün bunlar senin başının altından çıktı. Selimle aramı sen bozdun, Mihri’yi öldürmemi sen istedin. Şimdi de tahtımı elimden almak istiyorsun. Sen şeytanın ta kendisisin.

— Ben hiçbir şey yapmadım. Her şeyi sen yaptın. Ben sadece söyledim, yapmayabilirdin. Ama senin de işine geliyordu çünkü hiçbirine güvenmedin. Hırs, öfke, başarma arzusu, makam, şan, şöhret… Sen bunları istiyordun, ben de sana onlara sahip olmanın yollarını gösterdim.

Padişah vezirin üstüne yürüdü. Padişahla vezir itişip kakışmaya başladı. Vezir padişahı sert bir şekilde itmeye kalkıştı, padişah kendini kurtarmak isterken vezir dengesini kaybedip aşağı düştü. Padişah korkuyla geri çekildi. Uzun bir süre boşluğa baktı. Bu yıkık dökük, karanlık saray; çiçeklerle bezenmiş, gülen insanlarla dolu olan saray mıydı? Üstündeki kaftana baktı. Ne bu kaftanı ne de bu tahtı hiçbir zaman hak etmemişti. Belki de halk Selim’i istemekte haklıydı. Babasının son sözlerini hatırladı. Babası haklıydı, oysaki bu zamana kadar hep onu suçlamıştı.

Yavuz kaftanını, parmağındaki yüzükleri, mücevherleri çıkardı. Tahtın üstüne bıraktı. Babasının rüyasını hatırladı, babası bir gün ona rüyasını anlatmıştı. O rüya için yersiz bir korku demişti. Şimdi yersiz dediği korkunun ta kendisiydi.

Kimseye bir şey söylemedi, bir daha dönmemek üzere saraydan çıktı ve arkasına bakmadan yürüdü gitti. Ağlayarak kardeşinin sarayının yolunu tuttu.

Kardeşi onu görünce kollarını açtı, iki kardeş özlemle birbirine sarıldı. Yavuz Selimden özür diledi. İki kardeş uzun yıllar birlikte yaşadı.

Kimisi anlattıklarımıza hikâye demiş, kimisi de masal demiş. Kimisi rivayet demiş, kimisi de destan demiş. Siz ne dersiniz, orası size kalmış. Biz anlattık, siz de başkalarına anlatın.

SON

ETİKETLER: , ,
Merhaba, ben Kübra. Grafikerim. Çoğunlukla hikâye, makale ve kompozisyon gibi edebi türlerde yazılar yazıyorum. 2024 yılında ilk romanım İnsan Müzesi’ni çıkardım. Çeşitli dergilere hikâyeler yazdım. Ömrüm yettiğince yazmaya devam edeceğim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.