BİR DAKİKA KALA-3.BÖLÜM
90. Gün
Artık her an bir şey olacakmış korkusuyla yaşıyordum. Hâlâ nasıl olduğunu anlayamadığım şekilde gelen mesajlara sığınmaktan başka çarem yoktu. Son aylarda ne olduğunu anlayamıyordum. Aslı ile aram limoniydi. Telefonu götürmediğim hacker kalmadı bu sürede; sırf tanımadığım insanlara götürdüğüm için iki kere format atıp bir kere bankadaki bütün paramı kaptırdım. Yetmedi, telefonumu değiştirdim ama hâlâ mesajlar gelmeye devam ediyordu. Ve rasyonel düşüncesiyle övünüp duran ben, artık sadece bana gelen o mesajlarla yaşamaya başladım.
Telefonum titrediğinde artık gözüm sadece iki ismi arıyordu: Biri Aslı’dan gelecek en ufak bir selam mesajı, diğeri ise bana hâlâ bilmediğim bir numaradan gelen mesajlar…
Ve beklenen oldu, Aslı’dan mesaj geldi. Yarın buluşmak, tekrar görüşmek istediğini söyledi. Hiç düşünmeden kabul ettim, o an üç yaşındaki çocuklar gibi sevindim. Aslı konum attığında evden biraz uzaktı ama olsun; benimle konuşacak ya sonunda, istediği kadar uzak olsun!
Ama benim gözüm hâlâ telefondaydı. Ve saat 23.59… Beklenen ikinci bildirim geldi:
“Evinden uzaklaşma.”
Aslı’ya evin karşısındaki kafede oturmayı teklif ettim. Önce biraz mızmızlansa da kabul etti. Saat 14.30 civarıydı, Aslı’dan “Geldim” mesajı geldi. Bir heyecanla sokağa fırladım. Koştura koştura gidip oturdum karşısına, beni anlamasını bekleyen gözlerle…
Sık sık telefonuma bakınca aynı tepkileri verdi. Hatta bana ilaçlarımı kullanmadığım için bu mesajları artık benim kendime attığımı falan söyledi; sanki bizim kavgamız bunun üzerine değilmiş gibi. Biz bunları konuşurken dışarıdan bağırtı sesleri geldi ve camdan hızla geçen biri oldu. Biri Ayşe Teyze’nin paralarını çalmıştı! Ben koşan adamı görünce anladım hemen ne olduğunu. Herkes Ayşe Teyze ile ilgilenirken ben koştum adamın peşinden.
Adam çıkmaz sokağa girince elindeki kesici aleti bana doğrulttu. Şanstır ya, Ali’nin tam önünden geçmişim. Koştuğumu görünce birinden kaçıyorum sanmış, peşimden gelmiş. Ali’nin dünya çapında Uzak Doğu sporlarında madalyaları vardı, bana anlatmıştı. Ben telefonu adamın elinden aldığımda Ali, polis gelene kadar adamı etkisiz hâle getirmişti bile. Parasını Ayşe Teyze’ye geri verdik.
Ben Ali’ye de Aslı’ya da bu gelen mesajı gösterdim. Her ne kadar hâlâ inanmasalar da, bana kuşkuyla baksalar da artık yanımda duracaklarını ve bu mesajların kaynağını bulacaklarını söylüyorlardı. O an yalnız olmadığımı hissetmek iyi geldi bana.
Aslı bir süre sonra kalksa da Ali biraz daha oturdu benimle. Benimle ilgili davranması, gözlerimin içine bakması… Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu ve huzurlu hissettim. Apartmana girdiğimde Ayşe Teyze ile karşılaştım ve ilk defa “İyi ki mesajları dinlemişim,” dedim.
Aradan birkaç saat geçti. Tekrardan bildirim sesi! Gelen kutusu: Gizem. İçimde aynı korku ve merak…
Saat 23.59… “O doğru kişi.”
Neydi şimdi bu? Kimden bahsediyordu, Ali’den mi? Ama daha bir şey yokken, sadece konuşuyorken… Aslı’nın söyledikleri kafama takıldı. Bu akşam doktor kontrolünde olmasa da kullandığım ilaçların dozunu artırdım, en azından biraz daha iyi uyuyabilmek için.
Tam gündelik işlere dalmıştım ki telefondan gelen titreşim sesi ile irkildim.
Saat 13.29… “Gelen teklifi kabul et.”
“Bu neydi şimdi?” diye düşünürken saat 13.30’da gelen mesaj yüzümü gülümsetti. Ali’den gelmişti mesaj; akşam yemek yemek istediğini söyledi. Biraz düşünsem de kabul ettim.
İş çıkışı beni alıp bir restorana götürdü. Akşam yemeği yerken aslında dünkü karşılaşmanın bir tesadüf olmadığını söyledi bana. Benden etkilendiğini ve bunu nasıl ifade edeceğini bilmediği için “kaçak dövüştüğünü” sokak jargonuyla anlatırken, gözlerinin içindeki o ışık adeta “Olur bizden,” dedirtiyordu. Bir heyecanla kabul ettim.
O mesajların bana nasıl ulaştığını da bulacağını söyleyince “Artık yalnız değilim,” dedim kendi kendime.
Ve sanırım artık bir şeyler düzeliyor…
(DEVAM EDECEK)