24 Ağustos 2026, 01:58:19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 33°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
33°C
Parçalı Bulutlu
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 32°C
Per 30°C

CEBİMİZDEKİ GEÇMİŞ

CEBİMİZDEKİ GEÇMİŞ
21 Ağustos 2026 17:00
125
A+
A-

Bazen ne kadar ilerlersek ilerleyelim, sanki varacağımız yere yaklaşmak yerine hep daha da uzağa gidiyormuşuz gibi gelir. Sanki bizi rotamıza ulaştıracak ne kadar yol varsa hepsi de harap olmuş, değişmiş ve bizi rotamızdan uzaklaştırmıştır. Gitmek istemediğimiz, varmaktan korktuğumuz o yere çıkarır tüm yollar bizi. Ne kadar çabalarsak çabalayalım, bilmediğimiz ve belki de denemeye cesaret edemediğimiz diğer yolları seçmek yerine, bildiğimiz ve alışkanlıktan başka bir nedene dayandıramadığımız bir sebepten o yola gireriz. Gireriz girmesine ama korka korka, pişmanlıkla atarız tüm adımlarımızı. Yine aynı yolu seçtiğimiz için ve biraz da diğer yolları seçmeye cesaretimiz olmadığı için kızarız kendimize.

Alıştığımız yolu seçmek de başka bir cesaret düzeyi aslında. Aynı şeyleri tekrar yaşayacağını bile bile yürüyorsun yolları. Attığın her adımda geçmişi de taşıyorsun ceplerinde. Ve bunu bile bile yine de seçiyorsun o yolu. Başta, ilk adımları atarken en azından geçmiş o kadar da ağır gelmeyebilir. Bir yere kadar gittikten sonraysa aslında yük değişmemesine rağmen sanki daha ağırmış gibi hissettirmeye başlar. Ağrı, zamanla atılan adımları zorlaştırır. Yürüdükçe, neden geçmişi ceplerinde taşımaya devam edip ondan kurtulamadığını da sorgularsın. İşlerin zorlaşmasının sebebinin o yük olduğunu bilirsin ama kurtulamazsın işte. Farkındalık, değişim için gerekli olan tüm olanakları sunmaz sana. Taşıdığımız geçmiş aynı olmasına rağmen zamanla ağırlaştığını hissetmemiz neden peki? Gerçekten ağırlaştığı için mi, yoksa onu bırakıp yolumuza devam edememenin utancı mı daha da ağır hâle getiriyor onu? Utancımız ya da diğerleri gibi yeni bir sayfa açamamış olmamız mı engelliyor adımlarımızı? Belki de asıl neden sadece uzun süredir o yükle beraber olmamızdan kaynaklanıyordur. Ne de olsa her yük zamanla içimizde bir yorgunluk bırakmaz mı?

Bir de uzun süredir ceplerimizde olan o geçmişi bıraktığımızda ne yapacağımız konusu var. Gerçekten istediğimiz şey ondan kurtulmak mı? Yükü bıraktığımız anda düşlediğimiz o mutluluğa ulaşacağımızı sanıyoruz. Ama belki de her şeyi bırakıp unutmak, deneyimlerimizin ve çekilen her bir acının, mutluluğun değerinin azalmasına neden olacak. Geçmiş, sadece acıları değil, ilk deneyimlerimizi de içinde barındırıyor. İlk heyecanımız, ilk korkumuz, ilk hayal kırıklığımız ve tüm bunların üstesinden nasıl geldiğimiz geçmişimizde izini taşıyor. Bunların hepsini unuttuğumuz anda her şeyi en baştan, yeni bir deneyimle yaşamaya başlayacağız. Geçmişte döktüğümüz o yaş, attığımız o kahkaha da yükümüzle beraber geride kalacak. Unutmak, aynı hatayı yeniden yapabilme ihtimalimizi artıracak. Her şeyin bir bedeli olduğu gibi, yol kenarına bırakıp attığımız o geçmişin de geleceğimiz üzerinde etkileri olacak.

Bıraksak faydası yok; ceplerimizde yolun sonuna kadar kendimizle beraber onu da taşısak, ağırlığı korkutuyor gözümüzü. Buna rağmen bırakmak zorunda değiliz. Sadece yanlış şekilde taşıyarak kendimize eziyet ediyoruzdur. Yapmamız gereken, cebimizden çıkartıp başka şekilde taşıma yollarını keşfetmektir. Denemektir belki. Denemeden en rahat taşıma yolunu bulamayız ne de olsa. En acı vereni de en huzurlu hissettireni de denemeden istediğimizin hangisi olduğunu bilemeyiz. En ağır yükü bile doğru taşıma şeklini bulduğumuzda taşımamız kolaylaşır. Denediğimiz için seçebiliriz istediğimiz yolu; bildiğimiz ve tercihimize güvendiğimiz için değil, kendimiz için doğru olanı deneyerek bulduğumuz için. Geçmişimizi farklı şekilde taşımayı öğrenmek, onu değiştirmek yerine bize öğrettiklerine odaklanmaktır. Zamanı geri alamayız ama geleceğimizi inşa edebiliriz ve bu süreçteki malzememiz de geçmişin bize kattığı deneyimler oluyor. Hangisini seçeceğimize karar verdiğimizde belki de geçmişimizi unutmamız gerekmez, ağırlığın acısına katlanmak zorunda da kalmayız. Acının da bir deneyim olduğunu fark ederiz.

Yolculuğumuz süresince yük olarak gördüğümüz, bir kenara bırakıp yola öyle devam etmek istediğimiz geçmişimiz, bugünkü hâlimizin temelini barındırıyor. Yükümüzü hafifletmek için onu bırakmamız değil, benimsememiz gerekiyor sanırım. Onu kendimizle ne kadar bütünleştirirsek ayrı bir yük olmaktan çıkarak bizim bir parçamız hâline gelir. İhtiyaç duyduğumuzda, kim olduğumuzu, bugüne nasıl geldiğimizi hatırlamak istediğimizde, hatta o geçen günlere özlem duyduğumuzda uzaklarda aramamıza gerek kalmaz. İçimizde buluruz hepsini. Bugün kim olduğumuzu geçmişteki bize borçluyuz ne de olsa. O geçen günlerde dökülen yaşlar, atılan kahkahalar bugünkü tebessümümüzü oluşturdu.

Her zaman belli olmuyor belki, ama her yara da dışarıdan bakılınca görünmüyor zaten. Geçmişimizin izleri ne bizde ne de başkaları bakınca görünmese de biz biliyoruz ki içimizde bir yerde taşıyoruz onu. Varlığından emin olmak için ille de görmemiz gerekmiyor. Biz de görmüyoruz ama biliyoruz, eminiz varlığından. Geçen zamanı her zaman acı ya da özlem gibi tek bir kelimeye sığdırmak zorunda değiliz. Nasıl ki doğada binlerce renk var, geçmişimiz de çeşit çeşit duyguyu aynı anda barındırıyor içinde.

ETİKETLER: , ,
Merhaba, ben Şehriye Mualla Aytaç. İstanbul Medeniyet Üniversitesi PDR bölümü öğrencisiyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.