24 Ağustos 2026, 01:57:43
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 33°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
33°C
Parçalı Bulutlu
Pts 31°C
Sal 31°C
Çar 32°C
Per 30°C

TAHTA KAPI

TAHTA KAPI
21 Ağustos 2026 13:12
92
A+
A-

Akif o sabah içi buruk uyandı. Akşam yatmak üzereyken bir mesaj geldi. Yıllardır görüşmediği kuzeninin ölüm haberini almıştı. Çocukluğu geniş aile çatısı altında geçmişti. Çok sıkı sandığı akrabalık bağları zamanla kopmuştu. Annesinin ölümünden sonra iyice uzaklaşmıştı akrabalardan.

 

O gün uzun bir kahvaltı yapmayacağı için bir kupa sallama çay yaptı. İstemeye istemeye biraz zeytin, biraz peyniri bir dilim ekmekle yedi. Çocukluğundan kalma bir alışkanlıkla kahvaltının sonunda bir kaşık çikolatasını ağzına götürdü. Ama bugün tüm bunları sadece yapmış olmak için yapıyordu.

 

Üç saatlik bir yol gidecekti. O gittiğinde cenaze gömülmüş olacağı için taziye evine gidecekti, çocukluğunun geçtiği mahalleye.

 

Ondaki iç sıkıntısının sebebi de aslında kuzeninin ölümü değil, eski anıların olduğu yere gitmekti. On beş yaşında yatılı liseye gidince aileden kopuş başlamıştı. Annesi ağır hastalık dönemindeydi. Babası onun ölümünü bile beklemeden ikinci evliliğini yapmıştı. Akif bu durumu hiç kabul edemedi. Tatillerin çoğunda eve gelmiyor, yurtta kalıyordu. Lise son sınıfa denk gelmişti annesinin ölümü. Bu ölüm onu iyice sarsmıştı. Okul bitince hemen iş buldu, geri dönmedi evine. On üç yıldır aynı şehirde hayatını sürdürüyordu.

 

Birikimiyle kendine küçük bir araba alabilmişti. Seviyordu arabasıyla yolculuk yapmayı. Yolda yalnızca bir mola verdi. Sonunda çocukluk semtine varmıştı. Caddede çalışma vardı. Hâlâ birçok yolu anımsıyordu. Ara sokaklara girdi. Radyoda çalan müzikle daha çok duygusallaştı. Sertab Erener söylüyordu: “Çocuktuk Bir Zamanlar.”

 

Taziye evine hemen gitmeyip dolaşmaya karar verdi. Çocukken arkadaşlarıyla top oynadıkları, tepelik dedikleri, toz içindeki boş arsaya sürdü. Tabii ki yerinde durup durmadığından endişe ederek… Oraya vardığında boş arsa yoktu. Ama daha güzeli vardı; etrafı çevrilmiş bir futbol sahası. Belediye, çocuk parkı ve çimden bir saha yapmıştı. Çocukken o tozun içinde oynayıp annelerinden az azar işitmemişlerdi.

 

Kısa bir süre oynayan çocukları izledi. Arabadan inip biraz ilerledi. Bir evin önündeki boşluktan şehri izledikleri yeri anımsadı. Çekirdeklerini yer, eğer ellerine para geçmişse gazoz da içerlerdi. O ev hâlâ oradaydı. Oldukça yıpranmış, terk edilmiş bir havası vardı. Arkasını eve döndü ve etrafı izlemek için oraya oturdu. Uzaklara dalmıştı. Ta ki o kapı gıcırtısını duyana kadar… Yaşlı, beli bükük bir kadın tahta kapıyı aralamış, evinin önündeki bu yabancıya bakıyordu. Akif de o kapı sesiyle irkilmiş, ona bakıyordu. O ses onu çok eskilerden bir sahneye götürdü.

 

Her şey zihninden geçiyordu: Yedi yaşında okula başladığım ilk günümdü. Annem elimden tutup okula götürecekti. Heyecanımı paylaşacaktı. Anneciğim kendini de beni de hazırlamıştı. Avluya açılan tahta kapı büyük bir gıcırtıyla açıldı. Gelen babaannemdi. Sabah erkenden mahalle kasabına gitmişti. Elindeki poşetlerin ağırlığından hâli kalmamıştı. Anneme seslendi:

 

“Gelin koş, al şunları. İki koca kelle, bumbar, part… Hepsini taşıdım buraya kadar.”

 

Annem poşetleri üzerine değdirmeden almaya çalıştı. Çok kötü kokuyordu.

 

Babaannem:

 

“Hemen bunları temizle, ancak yetişir. Akşama Ahmetler de gelecek.”

 

Cenazesine geldiğim kuzenimin babasından bahsediyordu. Oysaki iki mahalle vardı aramızda. Ama onlara hep ayrı bir muamele yapılırdı.

 

Annem gözünü kaynana evinde açmış bir kadındı. Yutkunarak:

 

“Anne, Akif’in okuldaki ilk günü. Onu bir götüreyim, iki ders bekleyip geleceğim.”

 

Babaannem tam eski kaynanalardandı. Onun sözünün üstüne söz hiç söylenemezdi. Annem benim için bunu göze almıştı ve kısık sesle de olsa söyleyebilmişti.

 

Babaannem sinirlendi:

 

“Akif beşikte bebe mi? Okulu da biliyor, evi de… İşten kaçmaya yer arıyorsun. Çabuk, haydi başla!” 

 

diye söyleyip bir hışımla annemin elindeki poşetleri çekiştirip içindekileri öylece bahçenin ortasına boşalttı.

 

Yeni kesilmiş kanlı kellelerden açılmış gözler bana bakıyordu. Öylece bakakaldım. Annemin özenerek giydiği elbisesine de kan ve pislik sıçramıştı. Annem gözleri dolu dolu:

 

“Hadi Akif, sen git. Ben seni almaya geleceğim, oğlum.” diyebildi.

 

Bense hâlâ o kesilmiş kelleyle göz göze bakışıyordum.

 

Babaannem seslendi:

 

“Hadi Akif, koca oğlan oldun! Gidip kendin gelirsin.”

 

Anlaşılan almaya da gelmeyecekti annem, öyle de olmuştu…

 

Akif, bunları düşünürken yaşlı kadının hâlâ kendine baktığını fark etti. O kellenin gözlerine baktığı gibi dalıp gitmişti.

 

Oradan kalkıp hızlıca arabasına bindi. Tekrar dönüş yoluna girdi. Varlığında görüşmediği birinin yokluğunda da olmak istemedi. Bundan sonra da bir daha buralara dönmemeye karar verdi. İç sıkıntısı bitmişti. Radyoyu açıp bu sefer hiç mola vermeden yola devam etti. Bir an önce kendini ait hissettiği yuvasına varmak istiyordu.

Sınıf öğretmeniyim. Çocuklara okuma yazma öğretirken hala okumam ve yazmam gerektiğine inanan bir öğrenciyim. Öğretmenlik hayatım devam ederken  Sosyoloji bölümünü de bitirdim. Yazmak benim için bir tutku ve hep devam etsin istiyorum
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.