ZAMANIN SÜKUN AYNASI: BİRİKTİRİLEN ANLAR
Takvim dediğin, bir rakamlar mezarlığı;
Ömür dediğin, saatlerin bitmeyen garajı.
Koşar adımlarla geçtik her kapısından,
Unuttuk ki hayat, sadece bir mola yeri.
Elimizde bir cep, kilitli bir panik sesi,
Her saniyede bir, eksiliyor sanki nefesi.
Gözlerimiz hızda, ruhumuzda kör bir telaş,
Dakikalar biriktirdik, unutup anlamı yavaş.
Dur! Şu anki gökyüzü, bir daha aynı değil;
Ne o ağacın gölgesi, ne o rüzgârın meyli.
Oysa bir an vardır ki, bin yılı sığdırır içine,
Bir bakışın sessizliği, dünyayı boğar eline.
Ayna ki, yalan söylemez, gösterir yüzün rengini,
Fakat onda bile ararsın hep o eski zenginliği.
Nerede kaldı o pencerelerden sızan ilk ışık,
Yoksa sen de mi sattın, her anlamı bir çığlık?
Zaman; bir tren değil, geçip giden tren sesi,
Ne de boğazda solan o eski evin perdesi.
O, senin durduğun yerdir; kalbinin tam ayarı,
Biriktirdiğin her hikâye, onun tek onarımı.
Çocukluğum bir kış uykusu; uyanmak haram oldu,
Büyümek denilen şey, bütün mevsimleri çaldı.
Şimdi her mevsim aynı; ne baharda bir heyecan,
Ne de kışta bir sükûnet, her şey mekanik bir an.
Bırak çalsın kapını, o kuralsız, imlasız zaman,
Sadece ruhunun not ettiği anları hatırla.
Ne birikmiş borcun, ne de bitmeyen bir plan,
Sadece sevgiyle geçtiğin o küçücük hatıra.
Şehirler bir gürültü; hız ki, tek telaşımız oldu,
Köprüler inşa ettik, ama ruhumuzda yol kalmadı.
Ne bir dostun sesi, ne bir kitabın son cümlesi,
Bütün bunlar yitirildi, kovalarken hep ertesiyi.
Bir gölge gibi yaşarız; ne kendimizden haber var,
Ne de o eski musikiyi duyan bir kulak.
Oysa her hatıra, bir tohum gibi yeniden filizlenir,
Yeter ki gözlerini kapatıp, o sessizliğe kulak ver.
Ey insan! Sen biriktir; bir tebessüm, bir an.
Dakikalar kalsın duvarda, onlar zaten bir hiç.
Çünkü sonunda ruhun, o büyük ve dilsiz rüya,
Sadece anlamları sayacak, gerisini hep geç.