ISLAK KALDIRIMLARDA ÖZLEMEK SENİ
Sokak lambaları yanmaya başlarken
Depreşiyor en çok yokluğunun acısı.
Yağmur sonrası kaldırım bitimlerini dolduran su birikintileri,
Yanımdan geçip giden arabaların
Islak lastik sesleri,
Yıkanmış şehrin akşama dönen çehresinde gezinen ürkünç sis,
Serin esen rüzgârın, sana mesken eylediğim göğsümden üşüterek sarmalaması,
Güneşin batarken bıraktığı kızıllığın ufuktan kara bulutlara uzanması…
Vakit akşam.
Ezan sesleri yankılanıyor minarelerden,
Sokaklarda yalnızca köpek sesleri.
Ne çocukların şen kahkahaları
Ne kuşların tatlı nidaları…
Sanki yokluğunu yaşayan bir ben değilim;
Güneş, hava, dağ, rüzgâr,
Gezindiğim caddelere sinmiş özlemim.
Yağmurlar bile fersiz,
Aklımı alıp götürmüyor dünyadan sensiz.
Artık avucumu açıp haykırmıyorum:
“Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydın!” diye.
Mahzun bakışlarımdan yağmur damlalarına karışan yaşlarla
“Özledim.” çığlıklarını yutkunuyorum.
Ben seni yağmur yağarken de yağmur durmuşken de özlüyorum.
Gök, kuşağını da saklıyor artık bulutlara.
Sisin çöktüğü sokakları ışıtıyor
Birer birer cılız lambaları.
En çok da şimdi, şu anda akşam olurken depreşiyor yokluğunun acısı.
Her gün hasretinle teptiğim kaldırımlar şahit;
Ben seni gün biterken de gün doğarken de özlüyorum.
Ama en çok
Ufukta bulutlar kızıştığında yutkunuyorum.