İNTİBAH
Dünya hengâmesinde yönünü şaşırmışken adımlarım,
Karanlık dehlizlerde burukça çatırdamış umutlarım;
Aklımın kör kuyusunda saklı kalmış gerçeklerim.
Anladım ki yıllarca boş putları taşımış ellerim.
Ben pervasızca nefsin ihtişamlı saraylarında gezinirken,
Ruhum bir kuş misali çırpınarak çıkmak istedi tenimden.
Kurtulamadım gece boyu süren boğuşmalardan,
Her sabah karanlık labirentlere uyanmalardan.
Başka bir gündüz hakikat dokundu; doğdu içimde müthiş bir inkılâp.
Çürüdü mağrur kelimelerle kurulan sahte olan binbir hitap
Vazgeçtim artık beni sarhoş eden dünya tahtından,
Sıyrıldım nefsin kirli saltanatından.
Süreyya yıldızı kadar uzak görünse de mutlak hakikat,
İçimde ümit devşirirken dışımda koptu binbir kıyamet.
Çözmeye yetmedi varlığın esrarını cüceleşmiş aklım,
Meğer en büyük cehaletimmiş göğsümde sakladığım saklım.
Yırttı nihayet nisyan perdesini içimde kopan nida,
Anladım ki vuslatın ta kendisiymiş nefse edilen veda.