ÖLÜMDEKİ BERGÜZAR
Birinin en sevdiğinin ölümünü anlatmasına ihtiyacım var bugünlerde. Ölümden çok korkuyorum evet ama dinlemek istiyorum sanki. Ölümlerde beni anlatan ve benim anladığım bir şeyler var. Bu hisleri henüz kelimelere dökemiyorum, belki yanlış döküyorum ama zamanla oturur hem kafamda hem dilimde diye düşünüyorum.
Birinin çok sevdiği birisini yâd etmesine ihtiyacım var. Ve benim bunu dinlemeye. Birilerinin bedeninin çekip gitmesine inat ruhunun hâlâ gidemediğini ruhuma kanıtlarsam, kalıcı olduğunu hissederse böyle burulmaz gibi geliyor, belki böyle sıkışmaz.
Mezar üstüne gittim bugün, mezarlığa. Mezarlıkta bir şiir yazmaya ihtiyacım var. Henüz oraya çok sevdiğim birini emanet etmedim, orada bırakıp gelmedim. Bunun geçiciliğinden öyle korkuyorum ki bu dönemlerde yazdığım her şey gelecekteki benliğimin acısını hafifletecek gibi geliyor. Kendimin elinden yine kendimin tutacağını bilmek, iyi geliyor.
Birinin dizine yatmak ve çok sevdiği kişi hakkında “melek gibiydi” demesini istiyorum. Kırıldığı zamanlarda başını nasıl öne eğdiğini, gülerken dizlerine nasıl vurduğunu, ağlarken nasıl herkesten yüzünü sakladığını, bir şeye kafası takıldığında nasıl uzaklara dalıp gittiğini dinlemek istiyorum. Koca bir ömür nasıl yaşamış, nasıl veda edebilmiş dünyaya bilmek istiyorum. Gideceğini hissetmiş mi, gitmek istemiş mi bilmek istiyorum. “Çok severdi insanları, kediyi, hatta kuşları bile.” cümlesini duymak istiyorum. “Kimseyi incitmezdi, ölüm de onu incitmedi.” denmesini istiyorum. Ölümün insanları incitmediğini duymaya çok ihtiyacım var bugünlerde.
Dinlerken içimden “Vay be, demek böyle yaşıyormuş.” diyebilmek istiyorum. “Vay be, birileri onun da yaşadığının farkındaymış.” diyebilmek. Birinin nasıl yaşadığının bilinmesini, fark edilmesini istiyorum. Çünkü sevilmek, tanınmaktır. Ancak yalnızca o kişi kaybedildiğinde ne kadar tanıdığımızı fark edebiliyoruz. Ne yazık!
Parası puluyla değil de insanlığıyla anılmasını istiyorum birinin. Yâd ederken yâd sahibinin gözünün yaşarmasını istiyorum. Dünyadan gitse bile birinin kalbinden gitmemek nasıl bir hismiş, bilmek istiyorum. Unutulmamak ve giderken yanında insanların hayatından bir şeyler götürdüğünü hissetmek istiyorum.
Bugünlerde herkes çevresindeki insanlara manevi hiçbir hissini vermemenin hayalini kuruyor. Onlar gittiğinde hayatlarında her şey yerli yerinde kalmaya devam etsin diye. Birinin gidişi, bir başka birinin hayatında yoğun boşluklar açardı eskiden. Belki de eskisi gibi gülemezdi, kalbine çekip giden o kişinin hasretini asardı mıh gibi. Yerini kimseler dolduramazdı ve doldurması da istenmezdi. O günlere ihtiyaç duyuyorum. Bugünlerde herkes eksilmekten öyle çok korkuyor ki ölüm korkularını bile bastırabiliyor bu korku.
Verilen sevgilerin kıymeti hakkında belki bir gün uzun uzun konuşuruz. Şimdilik yalnızca, bu kıymeti koruyarak hayatımı idame ettirmeye çalışıyorum.