TÜM GELECEK 30 SANİYEDE
En zor an, sınav sonuç ekranına girdiğim andı.
O an önümde duran şey yalnızca birkaç rakam değildi. Bir buçuk yılın uykusuz geceleri, yarım bırakılmış çocukluğum, kamburumu çıkaran masalar, tükenen kalemler ve “Biraz daha.” diyerek kendimi zorladığım her gün, tek bir ekrana sığmıştı.
Karşılığını alacak mıydım?
Yoksa yıllardır içimde büyüttüğüm adalet duygusu, bir kez daha yerini “Demek ki emek her zaman yetmiyormuş.” düşüncesine mi bırakacaktı?
Bir buçuk yıl ne için savaşmıştım? Kendime verdiğim sözler, vazgeçtiğim tatiller, arkadaş buluşmaları, uykular… Hepsi birkaç saniyenin insafına mı bırakılmıştı?
Sonra ailem geldi aklıma.
Bana güvenen, kendi sahip olamadıkları imkânları önüme seren insanlar…
Acaba o gün gururla, “Benim evladım başardı.” diyebilecekler miydi? Yoksa buruk bir tebessümle “Seneye…” demek zorunda mı kalacaklardı?
Kimse, o birkaç rakamın ardında nelerden vazgeçtiğimi görmeyecekti. Kimse sınav anında aklımdan neler geçtiğini, heyecandan kaç soruyu ikinci kez okuduğumu, kaç cevabı titreyen ellerle işaretlediğimi bilmeyecekti.
İnsanlar yalnızca sonucu görecekti.
Sonra da hükmünü verecekti.
Belki beni hiç tanımayan insanlar, hayatımı birkaç cümleyle açıklamaya çalışacaktı. Oysa bir buçuk yıllık emeği, otuz saniyelik bir ekran ve birkaç dakikalık bir yorum anlatmaya yetmezdi.
Bütün bunlar yalnızca otuz saniye içinde geçti zihnimden.
İnsan bazen otuz saniyenin bu kadar uzun olabileceğini bilmiyor. Oysa sonuç ekranı döndükçe zaman genişliyordu. Ekran dönüyor… yine dönüyor… ve yalnızca dönüyordu.
Sanki saatler durmuştu.
Her yanlışımı yeniden çözüyor, her denemeyi tekrar yaşıyor, “Keşke.” dediğim bütün anlara geri dönüyordum.
O dönen ekranın ardında yalnızca bir sonuç yoktu; geleceğime dair kurduğum bütün ihtimaller bekliyordu.
Peki ben bu yükü taşımaya gerçekten hazır mıydım?
Henüz hayatın başındaki bir gencin omuzlarına, önündeki yılları belirleyecek kadar ağır bir karar bırakmak ne kadar adildi?
Ya hata yaptıysam?
İnsan on yedi yaşında yaptığı bir tercihin yükünü yıllarca taşımaya mahkûm edilmeli miydi?
“Gençsin, yaparsın.”
“Halledersin.”
Evet, belki insan bir şekilde yolunu bulur.
Ama sonunda toparlayabilecek olmak, baştan bu kadar yorulmayı haklı çıkarır mı?
Daha bu yaşta saçlarıma beyaz düşürecek kadar ağır bir sınavın hesabını kim verecek?
Belki birileri, “Dünyada bundan daha büyük dertler var.” diyecek.
Elbette var.
Ama acılar yarışmaz.
Bir gencin hayalini kaybetmesi de kendi dünyasının yıkılmasıdır.
Benim hissettiğim yalnızca kötü bir sonuç değildi.
Emeklerimin değersizleştiğini düşünmenin ağırlığıydı.
İçimde büyüttüğüm umudun, tek bir ekranın karşısında sessizleşmesiydi.
O an, ailemin “Canın sağ olsun.” deyişi dünyanın en sıcak cümlesi oldu.
Ama ne o cümle zamanı geri alabildi ne de içimde açılan boşluğu doldurabildi.
Bugün benim gibi milyonlarca genç aynı ekranın karşısında bekliyor.
Kimisi seviniyor.
Kimisi sessizce ağlıyor.
Kimisi ise yalnızca ekrana bakıyor; çünkü bazen insanın en büyük hayali, birkaç rakama sığdırılıyor.
Belki bir sınav insanın kaderini gerçekten belirlemez.
Ama o otuz saniye…
İnsana, bütün ömrünün o ekranın dönmesini beklerken geçtiğini hissettirmeye fazlasıyla yeter.