EDEP MAKAMI TOPRAK
Edebî, en mükemmel hâliyle Allah Teâlâ’nın bize nimetleri veriş şeklinde seyredebilseydik eğer, sanırım ahlakın da teslimiyetin de en katıksızını oradan öğrenmiş olurduk. Yaratıcı’nın kâinattaki muazzam nizamı, koyduğu kusursuz ölçü ve verişindeki o sarsıcı nezaket… Hak edene de etmeyene de şükredene de nankörlük edene de incitmeden, yüzüne vurmadan, başa kakmadan ve kesintisizce vermeye devam etmesi… İlahi merhametin Sünnetullah tecellisidir. Sünnetullah edebî, kulun, Allah Teâlâ’nın insana hizmet eden bu karşılıksız ve incitmesiz kanunlarına karşı “O, nasıl dilerse güzeldir.” rızasıyla boyun eğmesidir.
Bu ilahi edep ve tevazunun yeryüzündeki en somut, en canlı abidesi ise hiç şüphesiz topraktır. Toprak, adeta yeryüzünün “Edep Makamı”dır.
Toprak, göklerin en yüksek katından dahi Yaratıcı’ya manen daha yakındır. Çünkü Yaratıcı’nın kudreti en muazzam ve çeşitli eserleriyle orada sergilenir. Ruhsuz ve yoğun görünmesine rağmen toprak, esmâ-i ilâhiyeyi en parlak şekilde gösteren kusursuz bir ayna gibidir. Hava yoğun ve şeffaf değildir, güneşin ışığını ancak zayıfça aksettirir. Su berraktır ama güneşin içindeki o gökkuşağının yedi rengini bütünüyle dışa vuramaz. Toprak ise üstünde ateş yakılsa kavrulan, su değse çamur olan ama “topraklığından” ve sadakatinden asla vazgeçmeyen bir edep abidesidir. İçine düşen tohumu çürütmez. Aksine El-Hayy (hayat veren), El-Muhyî (canlandıran) ve El-Bâis (ölümden sonra yeniden dirilten) isimlerinin tecellisiyle mucizevi bir bahara dönüştürür. Toprak, kendi yokluğunda O’nun varlığını gösterdiği için esmâyı en cilalı yansıtan aynadır.
Toprak; bir patlıcanın morluğunu, bir eriğin kırmızılığını, limonun sarısını ve yaprağın yeşilini kendi bağrında saklayıp dışa vururken İlahi renklerin ve isimlerin tamamına ev sahipliği yapar. Birbirinden farklı tatları, kokuları, şekilleri ve rızıkları bizlere sunarken hiç böbürlenmez. İşte bu yüzden esmâyı en cilalı ve şeffaf gösteren odur. Toprağın bu mahviyeti, kulun secdedeki haline benzer. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secde anıdır.” buyruğu, toprağın bu edep makamı olmasıyla birebir örtüşür. Kul alnını toprağa değdirdiğinde kendi aslıyla buluşur.
Bu yüzden, “Topraktan geldik, yine toprağa döneceğiz.” hakikatini Âşık Veysel’in “Benim sadık yârim, kara topraktır.” mısrasıyla birlikte düşündüğümüzde, kabre yoldaş olacak edep makamının, aslında bizi öte dünyada da bir anne şefkatiyle sarıp sarmalayacak bir yâr olduğunu anlarız. Bu idrak, ötelere olan korku ve endişemizi bitirip yerini derin bir vuslat muhabbetine bırakır. Çünkü toprak nihayetinde soğuk bir mezar ya da karanlık bir yokluk çukuru değil Allah Teâlâ’nın en güzel cilvelerinin seyredildiği ve insanın asıl sılasına kavuştuğu en huzurlu makamdır.