NEDEN YAZIYORUM?
Her şey, bir öğleden sonra kahve kokuları ve çiseleyen yağmur damlaları arasında sığındığım o küçük kafede gördüğüm yazıyla başladı: “Yazıyorum çünkü içimde susturamadığım bir ses var.”
İçimde, susturamadığım ama adını da koyamadığım o sesin bir anda dışarıdaki bir cümlede yankı bulması; yazmaya dair tüm kabullerimi, “neden”lerimi ve “nasıl”larımı yeniden sorgulattı bana. Sahi, neden sığınıyordum kâğıda ve kaleme?
Hayat, planladığımız ve planlamadığımız binlerce anın toplamından ibaret. Bazen neşe dolu bir kahkaha, bazen boğazımıza düğümlenen bir hıçkırık… Kimi zaman öyle kırılıyoruz ki ruhumuz âdeta bir savunma mekanizması geliştirip hissizleşiyor. Ne hissettiğimizi bilemez, kendi içimize yabancılaştığımız, ruhumuzun uyuştuğu gri bölgelerde buluyoruz kendimizi. İşte, tam o anlarda kelimeler imdadıma yetişiyor.
Yazmak, benim için sadece bir eylem değil; bir arınma, bir içimi dökme biçimi. İnsan; bazen en yakınındaki dostuna anlatamadığı, kendine bile itiraf etmekten çekindiği o ağır yükleri kimseye açmak istemez. Kelimeler havada asılı kalır, cümleler bir türlü kurulamaz. Çünkü birine bir şey anlatırken ne kadar dürüst olmaya çalışırsak çalışalım, zihnimiz o görünmez filtreleri devreye sokuyor. Gerçek düşüncelerimizi, ham hislerimizi dilimize dökemiyoruz; sanki dursa bile kalbimiz o çıplak gerçeği söylemeye razı gelmiyor.
Ancak sayfaların başına geçip, kalemi elime aldığımda âdeta mucizevi bir şey gerçekleşiyor. Sanki yazan ben değilim de ellerim ruhumla gizli bir anlaşma yapmış gibi dökülüyor satırlar. Kalem, içimdeki o kördüğümleri çözmeye başlıyor. Mürekkep, kâğıda değdikçe içimde halledemediğim, üzerini örttüğüm sorunlarla yüzleşiyorum.
Bu, bir yenilenme süreci. Yazarken kendimi buluyorum, yanlışlarımı bir ayna berraklığında görüyorum. Yaşarken, o karmaşanın içinde dikkat etmediğim, gözden kaçırdığım küçücük ayrıntılar; satır aralarında devleşiyor. “Böyle hissettiğimi sanmıştım ama aslında mesele bambaşkaymış.” diyorum kendime. Kâğıt, beni yargılamayan tek sırdaşım; kalem ise en dürüst eleştirmenim oluyor.
Sona gelip, noktayı koyduğumda ruhumun hafiflediğini hissediyorum. Yazmak, hayatın kargaşasında kendi sesini bulma çabasıdır. Ve ben, o sesi her duyduğumda yeniden doğduğumu hissediyorum.