YARIM KALAN TABLO
Renk renk boyalar doldurdun çekmeceme,
Bir resim istedin benden,
Bir kadın ve bir erkek,
Uçsuz bucaksız bir deniz kıyısında,
Güneş, yeni yeni tan yerini boyasın dedin.
Usul usul uçuşsun o genç kızın saçları,
Çilekli şampuanının kokusu dolsun oğlanın ruhuna,
Kısık bir şarkı çalsın arka fonda,
Kuşlar bir başka uçsun gökyüzünde.
Ellerim yaralıydı, tutamıyordum fırçaları doğru dürüst.
Gözlerim doluydu, göremiyordum boyanmayı bekleyen tuvali.
Tuttun, sardın elimdeki yaraları.
Öptün yavaşça gözyaşlarımı.
Delice bir güç peyda oldu göğsümde,
Umutla ve çokça heyecanla boyamaya başladım.
Günler sürdü hatta belki de haftalar.
Bazen pes edecek gibi oldum,
Sen izin vermedin gülüşlerinle.
Bazen çok zorlandım,
Sen destek çıktın bir tutam sevgiyle.
Tam bitirmek üzereydim resmimi,
Her şey olması gerektiği gibi olacaktı,
O saçlar uçuşacak, başım omzuna yaslanacak ve bizim şarkımız çalacaktı.
Sana gösterecektim.
Sonra bir gece vakti,
Ansızın terk etti gölgen yanı başımdaki rezervini.
Bir hoşça kal, bir kendine iyi bak ve birden fazla özür sıyrıldı dudaklarından.
Basit bahanelerle geçiştirildi neden diye yakarışlarım.
Bir şey olursa yazarsın dedin bir de, dalga geçer gibi.
Çok şey oluyor aslında.
Özlüyorum, eksiliyorum; atlatamıyorum.
Dönüp bakamıyorum birkaç detayın eksik kaldığı tablomuza.
Ellerim gitmiyor dört bir yana savrulan fırçalara.
Beklenmediğim bir yere gidemiyorum.
Ama istenmeyi umut etmeden de duramıyorum.
Birkaç tutam anının ufkunda savrulup duruyorum öylece.
Sabahlıyorum tablonun önünde, elimde ceset olan izmaritlerle.
Dönersin diye bekliyorum, bir çocuğun hevesiyle.
Her şeyin bitişini, itiraf edemediğim gecelerce.