14 Temmuz 2026, 03:47:23
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 31°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
31°C
Parçalı Bulutlu
Sal 27°C
Çar 28°C
Per 29°C
Cum 30°C

ANLAR VE ANILAR

ANLAR VE ANILAR
9 Temmuz 2026 11:39 | Son Güncellenme: 9 Temmuz 2026 23:04
93
A+
A-

Hayatın içinde öyle anlar vardır ki, daha içindeyken bile biteceğini bilmenin verdiği o garip burukluğu hissetmeye başlarız. Güzel bir tatilin son gününde valizleri toplarken, eve dönüş yolunda otobüs veya uçak camından dışarıyı izlerken içimize çöken o hissi hepimiz çok iyi biliriz. Ya da yıllarca bitmeyecekmiş gibi gelen, sabahları uyanmaktan şikâyetettiğimiz okul hayatımızın son dönemine geldiğimizde, o koridorlarda son kez yürüdüğümüzü fark ettiğimizde de aynı durumu yaşarız. Doğum günlerimizde mumları üflerken, bir yaş daha büyümenin heyecanından çok, arkada bıraktığımız zamanın ve o özel günün de birkaç saat sonra bitecek olmasının hüznünü taşırız. Bizim için çok özel olan, her zaman hatırlayacağımız ne kadar güzel anı varsa, hepsinin bitişinde içimizi her zaman o tatlı, kaçınılmaz hüzün kaplar.

Böyle zamanlarda içten içe zamana meydan okumak, “Lütfen biraz daha sürsün, bitmesin” diye yalvarmak isteriz. Ama bir yandan da biliriz ki, bu hayatta her şeyin bir sonu vardır ve o sonu değiştirmeye gücümüz yetmez. Aslında işin sırrı da biraz burada saklıdır; bir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini bilmek, onu bizim gözümüzde daha değerli ve benzersiz kılar.

Fakat insan psikolojisi bazen çok garip çalışıyor. Bir anın ne kadar güzel olduğunu ve çok yakında biteceğini fark ettiğimizde, o anın tadını çıkarmayı tamamen bırakabiliyoruz. Gelecekte hissedeceğimiz o özlem ve yokluk hissi, şimdiki zamanımızı adeta ele geçiriyor. Henüz tatil bitmemişken “Yarın döneceğiz” diye hayıflanmak, arkadaşımızla masada otururken “Bir saat sonra kalkacağız” diye huzursuzlanmak, aslında elimizdeki o değerli dakikaları kendi ellerimizle çöpe dönüştürmekten farksızdır. Oysa asıl önemli olan, o kaçınılmaz sonu kabul edip, biteceğini bildiğin halde kalan zamanı en keyifli, en dolu şekilde değerlendirebilmektir. Geleceğin hüznünü bugüne taşımak yerine, şimdiki zamanın kıymetini bilmek gerekir.

Zamanı durduramadığımızı anladığımızda ise devreye başka bir refleks giriyor: O anı bir şekilde sabitlemek ve yanımızda götürmek. İşte tam bu noktada, günümüzün en büyük tartışmalarından biri başlıyor. Çoğu insan, etrafında sürekli fotoğraf ve video çekenlere karşı inanılmaz tepkili oluyor. “Anı yaşamıyorsun”, “Sadece ekrandan bakıyorsun”, “Sosyal medyaya göstermek için yapıyorsun” gibi eleştirileri mutlaka duymuşuzdur veya biz de birilerine illaki söylemişizdir. Evet, bazen abartanlar ve gerçekten anın tadını kaçıranlar olabiliyor, bunu kabul etmek lazım. Ama bu durumun bir diğer yüzü de var.

Sürekli telefonuna sarılan o insanlar, aslında sadece o anı kaydetmiyor; gelecekteki kendilerine birer hatırlatıcı bırakıyorlar. Hayat o kadar hızlı akıyor ve hafızamız bizi o kadar çabuk yanıltıyor ki, bazen en mutlu olduğumuz günleri bile küçük detaylarıyla hatırlamakta zorlanabiliyoruz. İşte o eleştirilen fotoğraflar ve videolar, aslında biriktirdiğimiz bu anıların kıymetli hazinesidir.

Yıllar sonra bir gün, evde otururken telefonun galerisinde gezinirken ya da eski bir albümü açtığımızda karşımıza çıkan o anılara baktığımızda ne hissettiğimizi bir düşünelim. Sadece bir görüntü görmeyiz. O videodaki bir gülüş, fotoğraftaki bir ayrıntı sayesinde o zamanki hislerimizi yeniden içimizde hissedebiliriz. O gün havanın nasıl olduğunu, yanımızdakilerin ses tonunu, kalbimizin ne için çarptığını biraz olsun yeniden içimizde yaşatırız.

Bu küçük kayıtlar, yaşanan güzel şeylerin unutulup gitmesini engeller ve hafızamızın bir köşesine kök salıp orada kalıcı olmayı başarırlar. Bu yüzden anı kaydetmeye çalışanları sadece “anı kaçırmakla” suçlamak haksızlık olur. Onlar aslında akıp giden ve bir daha asla geri gelmeyecek olan o zaman diliminden küçük bir parçayı koparıp, ceplerine koymaya çalışıyorlar. Sonuçta anlar ne kadar geçiciyse, geriye kalan anılar da bir o kadar kalıcı ve değerlidir.

ETİKETLER: , ,
Merhabalar, ben Yağmur. Türkçe Öğretmenliği okuyorum. Hayatın ayrıntılarından ilham alıyor; gördüklerimi, yaşadıklarımı, duygularımı yazıya aktarmaktan keyif alıyorum.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.