BİR GÜVEN MESELESİ
Güven duygusu; aile, arkadaş ve iş gibi sosyal ilişkilerin merkezinde yer alır. Birine güvenmek ve o duyguyu uzun süre devam ettirebilmek insanlar için zordur. Bazı insanlar için daha zor… Güven duygusu, bebeklerin 0-2 yaş döneminde gelişen bir duygu olarak bilinir. Bebeklerin bu yaş aralığından güvenin tutarlılığı ve devamlılığı en önemli noktalardandır. İnsan birine güven duygusunu tam olarak geliştirmek için her zaman bu önemli noktaları görmek ve hissetmek ister. Ancak hayat her zaman bu tutarlılığı sunmaz, bazen o çok ihtiyaç duyduğumuz devamlılık bir anda kesintiye uğrar.
Peki, güven duygusu zedelendiğinde ne olur? En önemli soru… Güveni zedelenen kişi kendi iç dünyasında bir kaos yaşar. Sürekli tetikle olma halinde yaşayan insan her zaman birisi tarafından kandırılacağını zanneder. Bir duygusal boşluk ve kaygı içinde olur, geleceğe karşı bir belirsizlik hissi oluşur. Çünkü güven, yarının güvenli olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Kendisi içinde yaşadığı kaos zamanla ilişkisel dinamiklerinde yerini bulur, şüphe ve kontrol mekanizması devreye girer. Güveni zedelenen taraf, kendini korumak için bir duvar örer. Artık paylaşılan bütün sırlar ve derin konuşmalar yerini yüzeysel iletişime bırakır. Kişi artık yalnızlaşır…
Aslında güvenin zedelenmesi, insanın bir başkasına duyduğu inancın bitişinden ziyade, kendi masumiyetine veda etmesidir. Dünyanın o kadar da güvenli bir yer olmadığını, en sağlam kalelerin bile içeriden fethedilebileceğini acı bir tecrübeyle öğrenmesidir.
İnsan karşısındakini belki affedebilir, kendini ise asla affetmeyecektir. Yüreğinin kuytusunda kalan bir duygu onu her zaman uyaran bir mekanizmaya dönüşecektir.
Örneğin; bir evin içinde güvenin zedelenmesi, dışarıdan bakıldığında tüten ocağına ve kurulu sofrasına rağmen, temeline sinsi bir rutubetin yürümesi gibidir. Yaralayan taraf kendi evinde bir yabancıya, yaralanan ise her eşyada bir hıyanet izi arayan bir bekçiye dönüşürken; asıl fırtına çocukların odasında kopar. Anne ve babasının arasındaki o görünmez bağın koptuğunu havada asılı kalan ağır sessizlikten anlayan çocuk için artık dünya, her an yıkılabilecek tekinsiz bir yere dönüşmüştür. O saatten sonra o evde çay yine demlenir, ekmek yine bölünür ama o sofrada paylaşılan artık huzur değil, herkesin ruhunun en ücra köşesine kadar sızan o soğuk ve şifasız nemdir.
Bir önemli soru daha… Güven duygusu geri kazanılır mı? Tıpkı sarsılan bir temelin üzerine kat çıkılamayacağı gibi, güven de yalanların veya kırgınlıkların üzerine yeniden inşa edilemez. Samimi bir pişmanlığa ihtiyaç duyan insan, bir duruş görmek ister. Karşı tarafın acısını gerçekten hissetmek… Bir süre boyunca söylenen her kelimenin, atılan her adımla mühürlenmesi gerekir. Ayrıca bu olay bir sabır sınavıdır. Güveni zedelenen tarafın şüpheleri, bir refleks gibi geri dönecektir. Yarayı açan kişinin, “Hâlâ mı inanmıyorsun?” diye kızma lüksü yoktur; o şüpheyi sabırla dindirmek zorundadır. Yeni bir yapı kurarak inşa edilen güven duygusunda kabulleniş olmak zorundadır. Artık o ilişkide bir yara izi vardır, o yara izini kabullenmek gerekir.
Unutulmaması gereken tek şey vardır! Güven geri kazanılabilir, ancak bu bir geri dönüş değil bir yeniden doğuştur. İnsan, kırılan yerinden daha güçlü kaynar derler; fakat o kaynayan yerin sızısı, hava her bulutlandığında kendini hatırlatır.
Kimi zaman güveni kırılan kimi zaman güven kıran insanlar olabiliyoruz. İki taraf içinde zor bir süreç. Süreci ve bunu yönetebilmeyi güzel anlatmışsınız. Elinize sağlık