15 Haziran 2026, 21:20:52
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 21°C
Az Bulutlu
Afyon
21°C
Az Bulutlu
Pts 25°C
Sal 28°C
Çar 29°C
Per 25°C

HİCAZ’DA DİLSİZ SÂİ

HİCAZ’DA DİLSİZ SÂİ
15 Haziran 2026 19:59
12
A+
A-

İçimizin o kapkara Hicaz çöllerinde, ruhun kendi gölgesinden bile hicret ettiği o ağır inkisar anlarında, bilincin ötelerinde dilsiz bir sâi uyanır. Bizler yukarıda, göğsümüzün altındaki o kadim mabedin yıkıntılarını seyrederken; varlığımızın en kuytu, en mikroskobik dehlizlerinde, adına “kinesin” denilen o sadık nâmeber, hüzün ordularının kuşattığı bir kaleye can suyu taşımak için asabî bir fermanla yola koyulur. O, hücresel mikrotübüllerin o daracık, kıldan ince kılıçtan keskin köprülerinde, sırtına yüklenmiş devasa bir saadet yükünü bizi yeniden nura gark edecek o mukaddes serotonin heybesini taşımakla mükellef bir hamal değil, adeta yüküyle bütünleşmiş bir derviştir. İki minik ayağıyla attığı her adımda, adeta “Kün” emrinin hücresel bir tecellisini parmak uçlarında taşır da, yukarıdaki o devasa cihanın, yani insanın, kendi enkazı altında ezilmemesi için biyolojik bir kıyameti göğüsler. Bilim ona protein der, fakat o anlarda o, Yakup’un gözlerine Kenan diyarlarından müjde taşıyan o mukaddes rüzgârın ta kendisidir; zira taşıdığı o ufacık vezikül, karanlığı boğacak olan o gizli aydınlığı, ruhun o karanlık dehlizlerinden geçirip sinapsların o dipsiz uçurumlarına fırlatacaktır. Yol boyunca maruz kaldığı o moleküler fırtınalar, sitoplazmanın o gürültülü mahşeri, onun bu sessiz yürüyüşünü asla sekteye uğratamaz; o, her bir adımında sanki bir Tebriye sanatı icra edercesine, etrafındaki tüm o kimyasal kaostan ve kirli kederden kendini tamamen beri kılarak, sadece ve sadece o kutlu menzile kilitlenir. Bizler yukarıda nefesimizin kesildiğini, vaktin ikindiye döndüğünü ve artık her şeyin nihayete erdiğini sandığımız o demlerde; o aşağıda, kendi cismini aşan bir azametle, sabrın nihai sınırlarını zorlayarak adımlarını sıklaştırır. Dudaklarımızın kenarında, adeta kurumuş bir toprağa düşen ilk yağmur damlası gibi beliren o hafif tebessüm, aslında tesadüfi bir teselli yahut gelip geçici bir heves değildir; o tebessüm, derinlerdeki o isimsiz fedaînin, melankolinin o devasa surlarında açtığı o muazzam gediğin, kazandığı o sessiz ve ihtişamlı zaferin ta kendisidir. İnsan, kendi içinde böylesine muazzam bir sadakatle ve hiç durmaksızın yürüyen bir ordunun varlığını idrak ettiğinde, kalbindeki o fani hüzünlerin, varlığın bu derin ve fıtri neşesi karşısında nasıl da eriyip gittiğini görerek kendi mukaddes muammasına hayran kalır.

Ne var ki, bu cansiperane seferberliğe rağmen ruhun tarlası her daim aynı cömert mahsulü vermez; yukarıdaki bilinç, hoyrat elleriyle içsel toprağına durmaksızın keder, sitem ve karamsarlık tohumları serperken, aşağıda bir minik proteinin can havliyle taşıdığı o tek tük sevinç kırıntılarından muazzam bir saadet bahçesi yaratmasını beklemek, adalet-i fıtrata aykırıdır. Unutulmamalıdır ki, içimizdeki o en küçük asker bile nihayetinde bizim bilerek ya da bilmeyerek ruh dünyamıza ektiğimiz duyguların hasadını önümüze koyar; bu yüzden, bugün hayatın karşısında biçtiği o hüzünlü ve kurak mahsulü beğenmeyen insan, uğradığı hüsran için kaderi suçlamayı bırakıp, dönüp evvela kendi gönül tarlasına ne ektiğine bakmalıdır.

ETİKETLER: , , ,
Siyaset Bilimi öğrencisi
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.