UMUDA TUTUNANLAR
Yaş aldıkça, bir zamanlar görmezden geldiğimiz şeyleri anlamaya başlarız. Hayat daha ağır hissettirmeye başlar; günler daha uzun gelir, geceler ise daha sessiz ama kafamızın içinde daha gürültülü bir hâl alır. Bir zamanlar sahip olduğumuz hayaller solmaya başlar ve bizi gülümseten şeyler artık aynı hissettirmez.
Gözlerimi açtığım ve “Keşke açmasaydım.” dediğim sabahlar oluyor. Ölmek istediğim için değil gerçekten yaşamıyormuş gibi hissetmekten yorulduğum için… Derinlerde bir yerde dağılırken iyiymişim gibi davranmaktan yoruldum. Bazen göğsüme çok ağır gelen bir kalple uyanıyorum ve keşke artık ev gibi hissettirmeyen bu dünyadan kaybolabilseydim diyorum.
Güneş hâlâ doğuyor, insanlar hâlâ gülüyor ve hayallerinin peşinden koşuyor. Ama işte buradayım, duraklamış gibi hissettiren bir hayatın içinde sıkışıp kaldım. Yaşamanın, umut etmenin, hayal kurmanın heyecanı… Hepsi gitti. Ve en kötü yanı, kimsenin bunu gerçekten fark etmemesi. Herkes iyi olduğumu düşünüyor çünkü gülümsüyorum ve “Ben iyiyim.” diyorum. Ama derinlerde bir yerde, hiç iyi değilim.
Eskiden sabahları iple çeker, göğsümde umutla uyanırdım. Şimdiyse her sabah burada olduğumu, hâlâ acı çektiğimi, hâlâ adını bile koyamadığım bir şeyi aradığımı hatırlıyorum sanki. Yine de taşıdığım tüm bu üzüntüye rağmen, belki bir gün bu yorgunluğun yerini huzur alır. O zamana kadar, içimde kırıntısı kalan umuda tutunmaya devam edeceğim. Çünkü biliyorum ki en karanlık gecelerin ardından bile insan yeniden yaşamayı öğrenebilir.