17 Eylül 2026, 12:20:21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 17°C
Yağmurlu
Afyon
17°C
Yağmurlu
Cum 20°C
Cts 24°C
Paz 24°C
Pts 26°C

BİR DOKTORUN TANIKLIĞI

BİR DOKTORUN TANIKLIĞI
7 Eylül 2026 11:16
127
A+
A-

 

Doktor Birol, aile sağlığı merkezindeki odasının penceresini her sabah birkaç dakika açardı. Bu, yıllardır değiştirmediği küçük bir alışkanlıktı. İçeri dolan serin havayı derin derin içine çeker, bahçedeki ağaçların yapraklarını dinler, ardından masasına geçerdi. Koridorda yankılanan ayak sesleri, bekleme salonundan gelen alçak konuşmalar ve arada bir duyulan çocuk kahkahaları, yeni bir günün başladığını haber verirdi.

Her sabah olduğu gibi önünde yine onlarca dosya vardı.

Kimisi yaşlı bir adamın yıllardır değişmeyen tansiyon değerlerini taşıyordu. Kimisi ilk kez anne olacak genç bir kadının heyecanını. Kimisi de büyümesini adım adım izlediği çocukların sağlık kayıtlarını…

Ama Doktor Birol çok iyi biliyordu ki o dosyaların hiçbirinde insanların hayatları tam olarak yazılı değildi.

Çünkü hayat, tahlil sonuçlarına sığmayacak kadar genişti.

Yıllar önce mesleğe başladığında aile hekimliğini daha çok hastalıkları takip etmek olarak görmüştü. Reçeteler yazılır, kontroller yapılır, tetkikler değerlendirilirdi. Fakat zaman geçtikçe mesleğinin aslında insan hikâyelerine tanıklık etmek olduğunu anlamıştı.

Bir bebeğin ilk ağlayışına uzaktan eşlik etmek. Yıllar sonra aynı çocuğun okul çağındaki heyecanını görmek…Sonra gençliğine, hayallerine ve kurduğu hayata tanıklık etmek.

Bir ömür bazen fark edilmeden doktorun gözlerinin önünden geçip giderdi.

O sabah kapı hafifçe çalındı.

“Buyurun,” dedi.

Kapı açıldı ve içeri Derya Hanım girdi.

Doktor Birol onu yıllardır tanıyordu. Dosyasını açmasına gerek yoktu. İki çocuğu vardı. Küçük oğlunun dünyaya gelişinden önceki gebelik takiplerini kendisi yapmıştı. Büyük oğlunun ilk aşı kartındaki imza hâlâ ona aitti.

Derya Hanım, yıllar önce muayene odasına heyecanla giren genç kadından farklı görünüyordu şimdi.

Saçlarının arasına birkaç beyaz tel karışmıştı. Gözlerinin kenarında ince çizgiler oluşmuştu. Yüzünde her zamanki nazik gülümsemesi vardı ama dikkatle bakıldığında omuzlarına çöken görünmez bir yorgunluk hissediliyordu.

“Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu Doktor Birol.

Derya Hanım cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.

Son aylarda sık sık geliyordu. Bazen baş ağrısından yakınıyor, bazen çarpıntıdan söz ediyor, geçmeyen bir halsizlikten…

Ancak yapılan tetkiklerde önemli bir sorun görünmüyordu.

Doktor Birol sonuçlardan çok insanları dinlemeyi öğrenmişti yıllar içinde.

Çünkü insan hastalığını anlatırdı.

Bazen de hayatını…

“Yorgunum doktor bey,” dedi sonunda.

Bu kez sesi her zamankinden daha kırıktı.

“Sabah kalkıyorum, gün başlıyor. Çocuklar, ev işleri, sorumluluklar… Akşam oluyor, gün bitiyor. Ama sanki ben hiç durmadan aynı yerde koşuyorum.”

O konuşurken Doktor Birol sessizce dinledi.

“Bazen düşünüyorum,” diye devam etti Derya Hanım. “Herkes için bir şeyler yapıyorum ama en son ne zaman kendim için bir şey yaptım, hatırlamıyorum.”

Pencerenin önündeki perde hafifçe dalgalandı.

Odanın içine kısa bir sessizlik yayıldı.

Doktor Birol, yıllar önceki genç kadını hatırladı. Geleceğe dair planlarından söz eden, çocuklarının nasıl bir hayatı olacağını heyecanla anlatan o kadını…

Şimdi karşısında oturan kişi aynı insandı.

Ama yıllar ona görünmeyen yükler bırakmıştı.

O an anladı ki mesele bir vitamin eksikliği değildi.

Bir tahlil sonucu da değildi.

Bu, yıllar boyunca kendisini herkesten sonra düşünmenin bıraktığı derin yorgunluktu.

Doktor Birol birkaç cümle söyledi.

Ne uzun bir nasihat verdi ne de büyük sözler kurdu.

Bazen insanların ihtiyacı olan şey çözüm değil, anlaşılmaktı.

Biri tarafından gerçekten dinlenmekti.

Derya Hanım giderken yüzündeki ifade biraz değişmişti. Yorgunluğu tamamen geçmiş değildi elbette. Ama yükünün bir kısmını odada bırakmış gibiydi.

Kapı kapandı.

Doktor Birol birkaç saniye sessizce oturdu.

Derken kapı yeniden çalındı.

İçeri bastonuna dayanarak yaşlı bir adam girdi.

Doktor Birol onu da uzun yıllardır tanıyordu.

Eşini kaybettiği günün ertesi sabahı bu odada sessizce oturduğu an geldi aklına. O gün adamın gözlerinde gördüğü yalnızlık, yıllar geçmesine rağmen hafızasından silinmemişti.

Muayene kısa sürdü.

Yaşlı adam çıkmak üzere ayağa kalktı. Kapıya ulaştığında durdu ve arkasını döndü.

“İyi ki varsınız Doktor Bey,” dedi.

Sesi sakindi.

Ama içinde yılların biriktirdiği minnettarlık vardı.

Doktor Birol gülümsedi.

Yaşlı adam çıktıktan sonra odada yeniden sessizlik kaldı.

Pencerenin ardından süzülen öğle güneşi masanın üzerindeki dosyaların üzerine düşüyordu.

Doktor Birol gözlerini dosyalarda gezdirdi.

Her biri yalnızca birkaç kâğıttan oluşuyordu.

Ama o kâğıtların ardında doğumlar vardı.

Kaybedilen insanlar vardı.

Kurulan hayaller, edilen dualar, beklenen haberler, saklanan gözyaşları vardı.

Bir çocuğun ilk adımı…

Bir annenin sabaha kadar süren endişesi…

Bir babanın sessizce taşıdığı yük…

Bir yaşlının özlemi…

Hepsi bir şekilde gelip bu odanın kapısından geçmişti.

O an mesleğinin en değerli yanını bir kez daha düşündü.

Aile hekimi olmak yalnızca hastalıkları takip etmek değildi.

İnsanların hayatlarına, çoğu zaman fark edilmeden dokunmaktı.

Bazen bir doğuma bir vedaya, bazen de kimsenin görmediği sessiz mücadelelere tanıklık etmekti.

Çünkü bazı yaralar ilaçlarla iyileşmezdi. Yorgunluklar dinlenmekle geçmezdi.

Ve bazı insanlar, yalnızca anlaşıldıklarını hissettiklerinde biraz olsun hafiflerdi.

Doktor Birol pencereye doğru baktı.

Bahçede bir çocuk koşuyor, annesi birkaç adım geriden onu izliyordu.

Hayat, tüm sevinçleri ve yükleriyle akıp gidiyordu.

O ise yıllardır yaptığı gibi, insanların hikâyelerine sessizce eşlik etmeye devam ediyordu Belki de hekimliğin en insanca tarafı buydu: Bir ömrün en sessiz tanıklarından biri olmak.

 

 

 

Ben Feride kitapların dünyasında kendini bulan kelimelerle düşünmeyi ve anlatmayı seven biriyim insanların sakladıkları duyguları yazıya dökmeyi seviyorum iki çocuk annesiyim.
YORUMLAR

  1. Mahmut Noyın dedi ki:

    Öncelikle yazınızı çok beğendim. Akıcılık ve sürükleyiciliği çok güzel. Bir doktorun gözünden hastalara ile unutulmayan samimiyeti farklı bir sıcaklık vermiş karakterimize. En çok ise betimlemeleri ve cisimlere verilen karakteristik özellikler çok hoşuma gitti. İnsan, gözünde canlandırmadan edemiyor doğrusu. Kaleminiz kavi olsun.