29 Temmuz 2026, 14:29:49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 30°C
Az Bulutlu
Afyon
30°C
Az Bulutlu
Çar 28°C
Per 28°C
Cum 28°C
Cts 29°C

DUVARIN ÖTESİ

DUVARIN ÖTESİ
29 Temmuz 2026 12:36
22
A+
A-

Mahalle her zamanki hâlindeydi. Yine güneş aynı binaların aynı cephelerine vurmuş, aynı kuru ağaç yine dallarını onun ışığına uzatmıştı. Her zamanki gibi bir öğle vakti herkes işinin gücünün derdine düşmüş; mahallenin her yerinde kuşlar şakımaya, sözde insanların en sadık dostları olan köpekler kendilerine mesken edindikleri bahçelerde havlamaya koyulmuşlardı. O sırada mahallenin diğer kedilerine kıyasla daha iri, dışarıdan bakıldığında ilk görüşte tilkiyle karıştırılabilecek olan mahallenin ağır abisi turuncu kedi de her zamanki yerinde güneşe karşı uzanmış tembellik etmekteydi.

Bulundukları sitenin bahçesindeki çam ağaçlarının gölgesinden, turuncu kediye nazaran daha genç bir beyaz kedi çıkageldi. Beyaz kedi, ona göre çok daha hiperaktif, çok daha yaramaz bir arkadaştı. Bir süre etrafı inceledi; binanın dış cephesine, kuru ağaca, en sonunda da arkadaşına çevirdi gözlerini. Hiç gecikmeden her zamanki muzurluklarındanbirini yapıp turuncu kediye vurarak kaçmaya başladı. Onun bu yaramazlıklarından, dayanılmaz şakalarından artık canına tak etmiş olan turuncu kedi, büyük bir hırsa kapılarak adeta bir fişek gibi onu kovalamaya koyuldu. O köşe senin bu köşe benim, şu pencere senin bu pencere benim derken en son kuru ağacın dallarında amansız bir mücadeleye tutuştular.

Beyaz kedinin bu anda bile kafasından geçen muzurluklarınardı arkası kesilmiyordu. Turuncu kedinin iriyarı oluşunu fırsat bilerek hemen kuru ağacın bitişiğindeki gri duvarın üstüne atladı. Onun bu atlayışıyla dengesini kaybedip neredeyse yere kapaklanacak olan turuncu kedi artık çileden çıkmıştı. Cesaretini toplayıp kuru dalların arasından gri duvara inmek için büyük bir çaba sarf etti. Fakat duvarın üstüne geldiğinde, beyaz kedinin ondan kaçmak yerine olduğu yerde dikilmiş, tek bir noktaya sabitlendiğini gördü.

Bu durum karşısında meraklanan turuncu kedi, kısa bir soluklanmanın ardından gri duvarda bir yere sinerek aynı noktaya bakmaya başladı. Bakmasıyla birlikte gördükleri karşısında nutku tutuldu. Yan binanın bahçesinde; boynunda pembe bir tasması, üstünde insan giysisine benzer aynı renkte bir kıyafeti ve bembeyaz kar gibi tüyleriyle bir kedi duruyordu. Sapsarı saçlı, güzel ve alımlı bir kadınla çimlerin üzerinde oyunlar oynuyordu. Bu manzara karşısında şaşıran turuncu kedi, bir süre kayıtsız bakışlarla onları izledi. Kendine geldikten hemen sonra müthiş bir öfkeye kapılarak gözlerini hafifçe kaldırdı ve yanı başındaki arkadaşına baktı. İkisi de beyazdı ama arkadaşının tüyleri artık tozdan, topraktan ve pislikten griye yüz tutmuştu. Oysa öteki kedinin tüyleri hâlâ kar kadar beyaz ve temizdi.

Hemen ardından guruldayan karnı geldi aklına. Gözlerini arkadaşının üstünden aceleyle tekrar o beyaz kedinin oynadığı çimlere çevirdi. Kedinin yanı başındaki çeşit çeşit yaş ve kuru mamaları, renk renk oyuncakları gördü. Turuncu kedinin kulakları düşmüş, kuyruğu kıvrılmış; öfkesinin yerini yavaş yavaş bir keder almıştı. Yaşadığı tüm sefaleti uzun uzun düşünmeye koyulmuşken bir bağırma sesiyle irkildi. Biri “Pamuk!” diye sesleniyordu. Tekrar gözlerini oraya çevirdiğinde, sahibinin ona “Pamuk” diye hitap ettiğini fark etti. Onun bir ismi mi vardı? Kendisinin, yanındaki arkadaşının ya da mahalledeki diğer hayvanların hiç ismi olmamıştı. Onları gören insanlar genelde kovalar, sanki yok edilmesi gereken bir parazitmiş gibi zehirlemeye çalışır, hatta bazen bazı vicdansız yaratıklar onları döverdi.

Sonra tekrardan hem kendi hayatını hem de sahibinin “Pamuk” diye seslendiği o kedinin yaşamını düşündü. Belki de kimsenin bir suçu yoktu ama resmen aynı mahallede, farklı dünyaların hayatlarını yaşıyorlardı. Sindiği yerden yavaşça doğrulan turuncu kedi içinden şunları geçirdi: “Demek ki ne olursan ol, hayat bazen herkese adil davranmıyor.”

Bunları içinden geçirdikten sonra, hâlâ dalgın dalgın manzarayı izleyen arkadaşına hakikatli bir şaplak yapıştırıp kaçmaya başladı.

ETİKETLER: , ,
Benim adım Sadullah Yiğit. 2009 doğumluyum. Edebiyatla küçük yaşlarda tanıştım ve yazmayı zamanla kendimi ifade etmenin en güçlü yollarından biri hâline getirdim. Şiir, öykü ve tiyatro alanlarında üretim yapıyor; insanın iç dünyasını, toplumsal gözlemleri ve yaşamın farklı yönlerini edebiyat aracılığıyla anlatmayı amaçlıyorum.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.