RUHUM KALABALIK SEVMİYOR
Son zamanlarda kalabalığın içinde yalnız hissediyordu kendini Rabia; sokaktan geçen arabaların sesi, komşu evlerden gelen gürültüler, insanların telaşı artık ona yabancı geliyordu. Eskiden kalabalık ona iyi gelirdi; insanların neşeli sohbetleri, kahkahaları sanki hayatın içindeymiş gibi hissederdi. Sohbetler derinleştikçe saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdı. Ama bir şey vardı onu rahatsız eden, adını koyamıyordu, kelimeye dökemiyordu.
Aslında fark etmeden değişti bir şeyler içinde. Arkadaşlarıyla birlikte sahil kenarındaki bir kafeteryaya geldiler. Onların alakasız sohbetlere gülmesi, arkadaşı Eda’nın şımarık hareketleri Rabia’yı rahatsız etmişti. Eskiden keyif aldığı o standart kafe sohbetleri artık ona yetmiyordu. Kendisi farklı daha derin bir şeyler arıyordu. Gözleri birden boşluğa takılı kaldı, acaba içinden geçirdiği duyguları onlarla paylaşırsa, arkadaşları onu garipser miydi? Sonra onların bunu anlamayacağını düşündü. İnsan en çok da gerçek düşüncelerini saklamak zorunda kaldığında kalabalıklar içinde yalnızlaşıyor. Rabia sohbet esnasında bunaldı ve dışarı çıkmak istedi. Sandalyesini hafifçe çekti, çekerken gıcırdadı ama hiç kimse fark etmedi, kimse dönüp bakmadı bile…
İşte o an;
Her adımında geriye bir şey bıraktı Rabia:
Alışkanlığı,
Zorunluluğu,
Sahte gülümsemeyi,
İnsanların ısrarına hayır diyemeyişini,
Bir “mış gibi”yi…
Kapıyı açtı:
Bu defa sadece dışarı çıkmadı, kendi hayatından çıktı…
Çalan telefonu açmadı, mesajlara cevap vermedi, kendisini zorunlu hissetmedi, kimseye açıklama yapmadı. Çünkü bazı gidişler anlatılmaz, yaşanırdı. İlk defa eksilmedi aksine sanki kendine geri dönmüştü. Arkadaşlarıma ne diyeceğim, “Neden masadan kalktın?” diye sorarlarsa ne anlatacağım tasası da yoktu üzerinde.
Günler birbirini kovalarken kendindeki değişimin farkına vardı. Kendi kendine zaman geçirmeyi sevmişti. Eskiden daha az zaman ayırırdı kendine. Yalnız kalmak istediğinde; arkadaşları ona “Neden gelmiyorsun?” dedikleri an, kendisini psikolojik baskı altında hissederdi. Ama şimdi öyle değildi. Kendi kendine zaman geçirmeyi, yalnızlık sanmayacak kadar olgun ve bilinçliydi artık. Kitap okumanın tadına vardı, kitap okurken karakterlerle birlikte güldü, birlikte ağladı, okumayı daha çok sevdi. Yalnız yürüyüşlerinde güneşi, mis gibi temiz havayı iliklerine kadar hissettiğini fark etti aslında.
Rabia bir akşam kendini dışarı attı, hava tahmin ettiğinden daha serindi. İyi ki üzerine en sevdiği siyah trençkotunu almıştı. Akşam serinliğinde yürümeye başladı, hafif bir rüzgar yüzüne dokundu. Derin bir nefes aldı. Sanki ilk defa bu kadar rahat nefes alabiliyormuş gibi oldu. Yürüyüş yolunda karşılaştığı kediyi sevdi, ona dokundu, sevgisini gösterebilmek adına kedi de onun yanından ayrılmadı. O kadar tatlıydı ki…
Rabia kalabalıklardan uzaklaştıkça, kendini bulmaya başladı. Önceliği daha az konuşmak, daha ince düşünmek ve daha çok hissetmekti… Sessizliğin içinde mutluydu artık…