3 Temmuz 2026, 15:37:20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 32°C
Az Bulutlu
Afyon
32°C
Az Bulutlu
Cum 30°C
Cts 29°C
Paz 26°C
Pts 26°C

HATIRLAMADIKLARIMIZIN İZLERİ

HATIRLAMADIKLARIMIZIN İZLERİ
3 Temmuz 2026 14:28 | Son Güncellenme: 3 Temmuz 2026 14:42
40
A+
A-

Bir şeyleri değerli olarak görmemizin arkasındaki sır nedir? Neden bazı şeyler zihnimizde diğerlerine göre ön plana çıkar? Bazı anlar bizler için ölümsüzleşir, bazı kişiler hep yanımızdadır, bazen de zihnimiz, fiziken olduğumuzdan başka bir yerde yaşar. Ama her şeyde olduğu gibi, her ne kadar biz yaşatmaya çalışsak da bu anlar da geçer. Bazı kişiler hayatımızdan ayrılır, bazen istemediğimiz yerlerde yaşarız, hatta bazen de istemediğimiz bir hayatı yaşarız.

Bu noktada hayatın geçici olması belki bizleri bir nebze rahatlatabilir. Acının bile kalıcı olmayışı, yaşamak için biraz daha çaba göstermemizi sağlayabilir. Peki, böyle bir geçicilik gerçekten rahatlatıcı mıdır? Geçirdiğimiz zamanın bir daha yaşanmayacak olmasını bilmek…

Hayat böyle bir geçicilik üzerine kuruluysa, geçen şeylere üzülmemiz de anlamını yitirmeye başlamış oluyor. Sonuçta bu geçicilikle birlikte acılarımız da akışta ilerlemiş oluyor. Ama bizi gerçekten üzen şey ne? Yaşadığımız güzel şeylerin bitmesi mi, yoksa zaman geçtikçe onları unutacak olma ihtimalimiz mi?

Yaşadığımız anı düşündüğümüzde, güzel şeyler yaşamak bizleri mutlu eder, yeni bir güne dair umudumuzu artırır. Ama hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. O güzel şey de vakti geldiğinde bitecektir. Sonra yıllar geçer. Şayet unuttuysak, o güzel şey zamanın tozlu yollarında kaybolur ve hiç yaşanmamış sayılır. Sanki geçmişte o gün bizi mutlu eden bir şey olmadı ya da o gün hiç yaşanmadı.

Bizim için o kadar silikleşti ve sıradanlaştı ki anılarımızdan silindi. İlk kez yaşadığımızda büyüleyici gelmişti ama tekrar tekrar yaşanmasıyla büyüsünü kaybetti; artık eskisi kadar güzel gelmiyor. Ya da hâlâ güzel ama artık alıştığımız için güzelliğini fark edemiyoruz.

Bir zamanlar hasretle istediğimiz, uzun süre hayalini kurduğumuz şey bir gün gerçekleşiyor. Olayın gerçekliğini kavrayana kadar şok içerisinde, heyecanla tepki veriyoruz. Sonra günler geçiyor ve ilk günkü heyecan da yeni açan bir çiçeğin mevsim değişimiyle solması gibi yavaş yavaş boynunu büküyor. En sonunda çürüyerek o heyecan hiç yaşanmamış, sanki o çiçek o mevsimde hiç açmamış gibi yaşama devam ediliyor. Ama böyle olması, o çiçeğin açmadığına dair bir kanıt olur mu?

O heyecan belki ilk günkü kadar yüzeyde değil ama hâlâ içimizde. Bugün yeni heyecanları deneyimleyebilmemize olanak sağlayan da o gün yaşadıklarımız. Sanılanın aksine insan sadece hatırladıklarıyla gelişmiyor. Hatırlamadığımız birçok şeyin gelişimimize sessiz katkısı dokunuyor aslında. Bunun en büyük örneği de bence çocukluğumuz oluyor. Çocukluğumuzdaki günlerin büyük çoğunluğunu unutmamıza rağmen bugünkü kişiliğimizi o günlerde yaşananlara, öğrendiklerimize borçluyuz bir nevi. Demek ki anılarımızın değerini hatıramızla ölçemiyoruz. Belki de anıların asıl değeri, onların yaşandığı anda bize hissettirdiği ve geçip gittikten sonra bizde bıraktığı izde gizlidir. Bu nedenle yaşarken mutluluk veren bir olay da aslında zaman geçtikçe değişen koşullarla birlikte acıya dönüşebilir.

Eğer anılarımızın değerini hatırladıklarımızla ölçemiyorsak, o zaman bize ne kalıyor? Belki de yıllar sonra yerini, tarihini ya da diğer ayrıntılarını unutacağımız bir gün bile farkında olmadan davranışlarımızın, seçimlerimizin ve hayata bakış açımızın içinde yaşamaya devam edecek. Yıllar sonra açacak bir çiçek için içimize bir tohum serpiştiriyor. İlk kez yaşadığımız hiçbir şey ikinci kez yaşandığında aynı heyecanı vermese bile bu, olayın değersizleştiğinin değil, bizim için yapması gereken görevi tamamladığının göstergesi olabilir.

Bizi değiştirmiş, büyütmüş ve yerini daha sakin ama derin bir duyguya bırakmıştır. Olayı belki yıllar içinde tamamen unuturuz ama duygusu bizimle kalır. Ansızın, sıradanlaşmış bir olayın yıllar önceki bir deneyimini hatırlarız. Fark ederiz ki o gün o heyecan olmasaydı, bugün verdiğimiz kararların, kurduğumuz hayallerin ve hatta korkularımızın bile bir kısmı eksik kalırdı.

Bunu günlük hayatta da fark etmemiz mümkün. Çoğu zaman önemli olduğunu düşünmediğimiz küçük anlar, yıllar sonra davranışlarımızın içine sızar. Bir söz, bir bakış, bir mekân ya da sıradan bir gün… O anlarda fark edemesek bile bizde bir şeyleri değiştirir. Biz onu çoktan unutmuş olsak bile etkisi bizimle yaşamaya devam eder. Bu nedenle belki de insanın en büyük yanılgısı, yalnızca hatırladığı şeylerin var olduğunu düşünmesidir. Bazı anıların yüzeyde yaşamayı tercih etmesi yerine derinlere yerleşmiş olduğunu kabul etmeliyiz sanırım. Derinlere yerleşmiş o anılar, bugünkü bizin temelini oluşturuyor.

Unuttuğumuzu sandıklarımız aslında bizimle yaşamaya ve bizi geliştirmeye devam ediyor.

Merhaba, ben Şehriye Mualla Aytaç. İstanbul Medeniyet Üniversitesi PDR bölümü öğrencisiyim.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.