FLANÖR VE MÜTEFERRİÇ
Charles Baudelaire’in meşhur ifadesiyle flanör, “kalabalığın ortasında evinde olabilen” insandır. O, modern şehrin anonim sokaklarında dolaşır; insanları, vitrinleri, pasajları ve hayatın gündelik akışını gözlemler. Walter Benjamin’in Paris pasajlarını incelerken dikkat çektiği gibi flanör, modernitenin hem tanığı hem de yorumcusudur. Şehri yalnızca bir mekân olarak değil, okunacak bir metin olarak görür.
Fakat insanın dünyayla kurduğu ilişki yalnızca gözlemden ibaret değildir. Modern şehirlerin doğurduğu flanörün yanında, İslam düşüncesinin ve klasik Osmanlı kültürünün aşina olduğu başka bir tip daha vardır: müteferric.
Müteferric, seyreden kişidir; fakat onun seyri salt gözlem değildir. Temaşa eder, ibret alır ve gördüğü her şeyden bir anlam devşirmeye çalışır. Flanör sokağa bakarken müteferric varlığa bakar. Flanör kalabalığın hareketlerini çözümlerken müteferric aynı hareketlerin işaret ettiği hikmeti arar.
Bir sonbahar günü şehirde yürüdüklerini düşünelim. Flanör, yere düşen yaprakların oluşturduğu renk uyumunu, insanların değişen mevsime göre davranışlarını ve şehrin estetik dönüşümünü gözlemler. Müteferric ise aynı yaprağa bakıp Mevlânâ’nın şu hatırlatmasına yaklaşır:
“Dünle beraber gitti cancağızım, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
Onun için yaprağın düşüşü yalnızca doğa olayı değil, faniliğin ve dönüşümün işaretidir.
Bir bankta oturan yaşlı adamı gören flanör, zamanın insan yüzüne bıraktığı izleri fark eder. Belki bu manzaradan bir hikâye çıkarır. Müteferric ise Yunus Emre’nin şu dizelerini hatırlar:
“Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?”
Yaşlı adamın yüzünde geçen yılları değil yalnızca, insanın dünyadaki geçiciliğini de okumaya çalışır.
Burada iki bakış arasındaki temel fark belirginleşir. Flanörün sorusu “Burada ne oluyor?” iken müteferricin sorusu “Bu bana ne söylüyor?”dur. İlki olgulara, ikincisi anlamlara yönelir.
Walter Benjamin, flanörü modern hayatın gözlemcisi olarak yorumlar. Ancak modern çağın en büyük sorunlarından biri, gözlemin çoğalıp tefekkürün azalmasıdır. Sürekli görüntülere maruz kalan insan her şeyi görmeye başlamış, fakat daha az düşünür olmuştur. Sosyal medya çağında hepimiz biraz flanörüzdür; ekranlar boyunca dolaşıyor, hayatları izliyor, imgeler topluyoruz. Buna rağmen gördüklerimizin ruhumuzda bıraktığı iz üzerine yeterince durmuyoruz.
Müteferric ise tam burada devreye girer. Onun bakışı, Kur’an’da sıkça geçen “tefekkür etmez misiniz?” çağrısına yakındır. O, gördüğü şeyleri tüketmez; onların üzerinde durur. Hızın karşısına dikkati, dikkatin karşısına derinliği koyar.
Bu yüzden flanör ile müteferric arasında bir karşıtlıktan çok bir mertebe farkı vardır. Flanör görmek sanatını öğretir; müteferric ise görünenin ardındaki manayı aramayı. Biri şehri okur, diğeri varlığı. Biri kalabalığın içinden geçer, diğeri kalabalığın ardındaki sessizliği duymaya çalışır.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, flanörlüğü terk etmek değil; onu müteferricliğe dönüştürmektir. Çünkü insan ancak baktığı şeyi aşabildiğinde gerçekten görmeye başlar.