İNANMAK: BAZEN YOLA ÇIKMANIN İLK ADIMIDIR
Bazen insanın elinde ne gidecek bir yolu ne de varacak bir durağı olur. Önünde sadece koca bir belirsizlik; kalbinde ise cevabını bir türlü bulamadığı binlerce soru birikir…
İşte tam da böyle zamanlarda insanın sığınabileceği tek bir şey vardır: İnanmak.
Belki de inanmak, her şeyin yolunda gideceğine dair kendini ikna etmek demek değildir. Aksine; her şeyin tepetaklak olduğu, işlerin kötüye gittiği anlarda bile yürümeye devam edebilecek bir sebep bulabilmektir.
Hayat bize her zaman soruların açık cevaplarını sunmaz. Bazen kapılar yüzümüze kapanır, bazen bir şey için uzun süre beklemek zorunda kalırız; hatta gittiğimiz yönü tümden değiştirmemiz gerekebilir. Biz tüm bu olup bitenler arasında ne yapacağımızı düşünüp dururken, tam da o kırılma noktasında kalbimiz bize usulca fısıldar:
“Düşme, devam et!”
Kimisi bu fısıltıya “umut” der, kimisi “cesaret”… Belki de bunun asıl adı insanın kendisine duyduğu güvendir. İnanmak da tam olarak bu değil midir zaten? Henüz gerçekleşmemiş bir şeyin olma ihtimaline kalbinde yer açabilmek…
Bir bebeğin düşeceğini bile bile umutla ilk adımını atması gibi…
Bir öğrencinin defalarca başarısız olsa da başaracağına inanarak tekrar tekrar çalışması gibi…
Hatta kalbimiz kırılmasına rağmen, onu kapatmayıp sevmeye devam etmemiz gibi…
Hepimiz hayatımızın belli dönemlerinde yeniden bir şeylere inanmak zorunda kalırız. Kendimize, başkalarına, yarınlara, değişebileceğimize ve bazı şeylerin yeniden başlayabileceğine inanmak…
Ama bence en zoru, insanın kendi gücüne inanabilmesidir.
Şimdi bir an olsun düşünmenizi istiyorum:
Hayatımızdaki pek çok güzel şey, öncelikle küçücük bir düşünceden ibaret değil miydi?
Bir ev, kurulmadan önce yalnızca bir hayaldi.
Bir yolculuk, yola çıkılmadan önce sadece bir fikirdi.
Bir kitap, yazılmadan önce tek bir cümleydi.
Ve derin bir dostluk, iki kişi birbirine henüz “merhaba” demeden önce sadece bir olasılıktı.
Sonra birileri kendine inandı ve o ilk adımı attı.
İnanmak; her istediğimizin bir gün mutlaka gerçekleşeceğine dair bir kesinlik taşımaz. Hayat bize her zaman beklediğimizi vermeyebilir. Fakat bu durum, yeniden bir şeylere inanmayacağımız anlamına da gelmez.
Belki bir kapının kapanması, başka bir kapının açılacağını garanti etmez. Ama kapının önünde sonsuza kadar beklememeliyiz. Bazen yön değiştirmek kaybetmek değil; kendine yeni bir olasılık, yeni bir yol sunmaktır.
Ve bazı başlangıçlar, insanın kendine şu sözü vermesiyle başlar:
“Belki zor olacak, çok kez düşüp çok kez yara alacak ruhum. Hayallerim gerçekleşmemiş olup hayal kırıklıkları yaşabilirim ama zamanla tekrar ayağa kalkıp ihtiyacım olan gücü yine kendimde bulacağım.”
Bence inanmak tam olarak bu anlama gelir: Her şeyden emin olmak yerine, emin olamadığın halde o ilk adımı atma cesaretini kendinde bulabilmek…
İnsanın hayata karşı sahip olduğu en derin, en güçlü duygu da tam olarak budur.