27 Ekim 2026, 11:16:45
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 21°C
Açık
Afyon
21°C
Açık
Pts 18°C
Sal 17°C
Çar 16°C
Per 13°C

BÜYÜMEK

BÜYÜMEK
23 Ekim 2026 17:07
125
A+
A-

Büyüdüğünü ilk ne zaman anladın? Her canlı gibi insan da doğar, büyür ve ölür. En acısı ve tek gerçek de budur: “Ölüm”. Bu yaşam döngüsünün içinde çokça yaşantı vardır. O çokçanın içi boşsa o zaman insanı bir iç sıkıntısı kaplar. Son zamanlarda sıkça karşıma çıkan bir söz var: “İnsan en çok yaptıklarından değil, yapamadıklarından pişman olur.” Peki bu farkındalığa gelebilmek için ne kadar büyümek gerekir?

“Ben büyüdüğümü ne zaman anladım?” sorusunun cevabı henüz yok bende. Hâlâ korkularım, endişelerim varken kendimi büyümemiş hissediyorum. Birçok şeyi yaptığımı fark edince ise “Büyüdüm sanırım.” diyorum. Sanmak kelimesi garip bir belirsizlik veriyor. José Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalı kitabında sevilen bir cümle vardır: “Sanmak insanı ziyan eder, konu ne olursa olsun.” Sanmak, gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi kabul etmektir. En çok kendi aldanışlarımız, beklentilerimiz bizi hayal kırıklığına uğratır. Yaşantımız boyunca birçok konuda ya belirsizlik yaşamışızdır ya da kararsız kalmışızdır. Bir konuda karar verebilmek ne çok rahatlatır insanı. Yeter ki hayal kırıklığı yaşamayalım. İşte o hayal kırıklıklarında insan ziyan olmuş hissediyor. Kimseye gebe kalmadan yaşamak, hayatı olduğu gibi kabul etmek biraz daha rahat hissettiriyor. Bu noktaya varabilmek de öyle kolay değil. Her zaman bu düşüncede kalabilmek zor. Bizler sosyal varlıklarız. Toplumun getirdiği zorunluluklar var ve illa farklı konularda birilerine gebe kalıyoruz. Hayat da işte bizi bu yaşadıklarımızla büyütüyor. Hiçbir zorlukla, gönül kırgınlığıyla, mücadeleyle karşılaşmamış birinin büyümesi, saksıda yetişmiş bir kır papatyasına benzer. Olduğu saksının sınırları içerisinde yaşamına devam eder, etrafa yayılamaz. Doğada yetişmiş olanı ise her türlü koşulla mücadele etmiş, geniş çimenlerin arasında özgürce kendi olmuştur. Daha çok zorlukla karşılaşsa da azalmamış, çoğalmış ve kendi potansiyelini gerçekleştirmiştir. Hayat bu yüzden kimilerine kolay değil; “biz olabilmemiz için.”

Aydınlanma Çağı düşünürlerinden olan John Locke, insan zihnini boş bir levhaya benzetir. Buna da Tabula Rasa adını vermiştir. Bu levhayı yaşamdaki duygu, deneyim ve eğitimle doldurduğumuzu söyler. Bizi memnun edecek de o boş levhayı ne kadar verimli doldurduğumuz sanırım. John Locke boş levha kuramında, insanın dünyaya bilgiyle değil, öğrenme potansiyeliyle geldiğini söyler. Ona göre büyümek, yaşanan deneyimlerin bizde bıraktığı izlerle gerçekleşen bir süreçtir. Deneyimlerimizin sonucu her zaman beyaz değildir. Her zaman siyah da değildir. Bazen bu deneyimlerin gri sonuçlarının da olduğunu fark ederiz. Hayatın düz bir çizgide ilerlemediğini, bazen virajlı yollarda ilerleyeceğimizi kabul etmeliyiz.

İnsan sadece fiziksel olarak ya da kimliğindeki yaşıyla büyümez. Karşılaştığımız insanlar, çevre, olaylar bizi etkileyen olumlu ya da olumsuz durumlar yaşatabilir. Sadece kader deyip hayatımızı okyanusta bırakılmış bir sandala dönüştürmemeliyiz. Hayatımızla ilgili sorumlulukları alabileceğimiz yaşa geldiğimizde; içinde büyüdüğümüz aileyi, çevreyi, kaderi suçlu ilan etmeyi bırakıp sandalın küreklerini istediğimiz rotaya çevirmek için gayret göstermeliyiz. Büyümek belki de sorumluluk almayı öğrenmektir. Hatalarımız da olsa ders çıkarmayı bilmek, yaşama karşı daha güçlü ve bilinçli olmamızı sağlayacaktır.

 

İnsan, varoluşundan bu yana hep hayatı anlamlandırmaya çalışmıştır. Aslında büyüme süreci merak, korku ve heyecanın da içinde olduğu bir keşif gibi. Belki de yeterlilik hissettiğimizde büyüdüğümüzü anlıyoruz. Hayatta herkesin kendi özünü bulup geç kalmışlık hissi olmadan, “Gün bugündür!” diyerek yaşaması gerekir. Kim bilir? Büyümek dediğin şey yaşamayı bilmektir. Kendini her anında yeniden keşfettiğin bir yolda olma hâlidir.

Sınıf öğretmeniyim. Çocuklara okuma yazma öğretirken hala okumam ve yazmam gerektiğine inanan bir öğrenciyim. Öğretmenlik hayatım devam ederken  Sosyoloji bölümünü de bitirdim. Yazmak benim için bir tutku ve hep devam etsin istiyorum
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.