KENDİME DOĞRU EKSİLMEK
“Kendim olabilmek için ne çok kişi oldum bir bilsen.”
Belki de insan, en çok kendine yaklaşmak için başkalarının izinden yürür. Her “ben”dediğimde biraz başkası karıştı içime. Kimi zaman bir annenin beklentisi oldum, kimi zaman bir dostun ihtiyacı… Bazen güçlü görünmek için kırılganlığımı sakladım, bazen de anlaşılmak uğruna sustum.
Oysa insan, en çok sustuğu yerlerde kayboluyor.
Kendim sandığım her rol, üzerime biraz bol, biraz dar geldi. Ne tam içindeydim ne de tamamen dışında. Aynaya baktığımda gördüğüm yüz bile bana ait değilmiş gibi… Çünkü başkalarının gözünde kendimi aramaktan kendi gözlerimi unutmuşum.
Bir gün farkettim; insan kendisi olmak için çoğalmak zorunda değil, eksilmeyi de göze almalı. Herkesi memnun etmeye çalışırken, içimdeki sesi kısmışım. Oysa o ses, en başından beri bana ait tek gerçekti.
Şimdi yavaş yavaş öğreniyorum …
“Hayır” demeyi, susmam gereken yerde konuşmayı, konuşmam gereken yerde susmamayı. Belkide hâlâ tam olarak “ben”değilim. Ama artık başkası olmaya çalışmıyorum. Çünkü insan en çok kendine dürüst olduğunda tamamlanıyor. İlk kez o sade, o sessiz, o gerçek benliğe doğru yürüyorum. Bu yol kısa değil, bunu biliyorum. Hatta bazen geri dönüyormuşum gibi geliyor. Eski alışkanlıklar, eski korkular, eski “ben”ler kapımı çalıyor. “Bizi unuttun mu?” der gibi… Oysa unutmak değil mesele, vedalaşmak. Çünkü insan geçmişini silerek değil, onu kabullenerek hafifliyor. Her gün biraz daha soyunuyorum fazlalıklarımdan. Başkalarının bana biçtiği anlamlardan, üzerime yapışan sıfatlardan, suskunluklardan. İçimde bir yer var, çok eskiden beri beni bekleyen. Gürültüsüz,iddiasız ama gerçek. Oraya vardıkça anlıyorum;kendim olmak aslında hiçbir şey eklemek değil, aksine fazlalıklardan kurtulmakmış.