BÜYÜMEK İSTEMEDİM
İnsan hep büyümek ister.
Çocukken bir an evvel büyümeyi, kendi ayakları üzerinde durmayı, kendi hayatını kurmayı arzular. O vakitler büyümek, insana yalnızca kavuşulacak güzel bir şey gibi gelir. Kimse büyümenin bazı hakikatleri de beraberinde getirdiğini söylemez.
Ta ki bir gün, seni büyüten insanın ellerine bakana kadar…
Ta ki saçlarına düşen akları, yüzündeki çizgileri, adımlarındaki yorgunluğu fark edene kadar…
İşte o zaman anlarsın; sen büyürken, seni büyütenler de zamanın içinden geçiyormuş.
Ben bunu ilk, namazı oturarak kıldığın gün anladım.
Gözlerim doldu, konuşamadım.
Çünkü o âna kadar seni hep aynı yerde, aynı kuvvette, aynı hâlinle zannetmişim. Sanki sen yaşlanmayacakmışsın da ben ne kadar büyürsem büyüyeyim, dönüp baktığımda seni yine çocukluğumdaki gibi bulacakmışım.
Meğer insanın büyümesi, biraz da kendi çocukluğunun yavaş yavaş yaşlandığını görmekmiş.
Senin yüzündeki her çizgide geçen yılları gördüm. Ellerindeki her çizgide kendi çocukluğumu. Ve ilk defa, vakit denen şeyin yalnızca benden değil, senden de bir şeyler aldığını fark ettim.
O günden beri sana baktığımda başka bir şey görüyorum artık.
Bir zamanlar beni büyüten o elleri…
Şimdi zamanın yavaşça dokunduğu o elleri.
Ve içimden hep aynı cümle geçiyor:
İnsan hep büyümek ister.
Ta ki kendisini büyütenlerin de büyüdüğünü fark edene kadar.
Çünkü o vakit anlıyor insan; büyümek yalnızca kendi yaşının ilerlemesi değilmiş.
Büyümek, seni hayata hazırlayan insanın da hayatın karşısında yavaşladığını görmekmiş.
Belki de insanın çocukluktan çıkıp erişkinliğe vardığı asıl an, doğum günlerinden biri değilmiş.
Bir gün, sevdiğinin yaşlandığını fark ettiği o sessiz anmış.
Benimki de, senin namazı oturarak kıldığın o gündü.