21 Ekim 2026, 00:28:05
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 15°C
Parçalı Bulutlu
Afyon
15°C
Parçalı Bulutlu
Çar 17°C
Per 20°C
Cum 21°C
Cts 18°C

İNSANIN KENDİNE EĞİLDİĞİ YER

İNSANIN KENDİNE EĞİLDİĞİ YER
19 Ekim 2026 14:43
101
A+
A-

İnsanın içinde, dünyanın henüz el süremediği bir yer vardır; ne alkışın iştahıyla genişler ne de kalabalıkların hükümleriyle daralır. Orada, kimsenin görmediği bir terazide tartılır insan; söylediklerinden ziyade sustukları, elde ettiklerinden ziyade uğruna el uzatmadıkları, yapabileceklerinden ziyade kendine yakıştıramadıklarıyla. Belki de inceliğin asıl mahiyeti, her şeyin söylenebildiği bir dünyada bazı hakikatleri sessizliğe emanet etmekte, her arzunun bir hak gibi sunulduğu bir çağda insanın kendi nefsine mesafe koyabilmesindedir. Zira hırs, kendine daima kudretin dilinden söz eder; başkasını geride bırakmayı yükselmek, bir arzuyu ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmeyi irade, hiçbir şey karşısında duraksamamayı da özgürlük diye adlandırır. Oysa insanın kendi ihtirasları üzerindeki hükmü sona erdiğinde, dışarıda kurduğu bütün hâkimiyetler birer yanılsamaya dönüşür. Bir başkasının incinmesi pahasına edinilen kazanç, vicdanın sessizce ödediği bir bedel taşır; ne var ki her insan, kazandıklarının gölgesinde yitirdiklerini görebilecek kadar kendine yakın değildir.
Duygular, insanın zayıf düştüğü yerler değil, bütün kabalığına rağmen dünyaya benzememeyi başardığı son sığınaklardır. Bir güzellik karşısında kelimelerin kifayetsiz kalması, bir iyiliğin ruhun en kuytu yerine dokunması, yabancı bir kederin insanın kendi içinde yankı bulması… Bunlarda sakınılacak ne vardır? Kalbin inceliği, hayatın sertliğine yenik düşmekten değil, sertliği kendine bir mizaç edinmeyi reddetmekten doğar. Asıl kayıp, bir şeyler hissetmekte değil, hislerin insana yüklediği mesuliyetten kaçmaktadır. Muhabbeti mülkiyete, iyiliği minnete, güveni menfaate dönüştüren kişi, en güzel duyguların dahi kendi elinde nasıl çirkinleşebileceğini unutur. Oysa sevginin asaleti, karşısındakini kendine mecbur bırakmamasında; merhametin büyüklüğü, sahibine bir üstünlük bahşetmemesinde; iyiliğin hakikati ise hatırlanmak için değil, yapılması gerektiği için var olmasındadır. İnsanın iç âlemini aydınlatan, kalbinden geçenlerin çokluğu değil, o duyguların içinden hangi insan olarak çıktığıdır.
Belki de ahlak, tam olarak insanın muktedir olduğu şeylerle tenezzül etmediği şeyler arasındaki o ince sınırda başlar. Bir sözün haklılığını bilip de onun bir başkasının ruhunda açacağı yarayı gözeterek susmak, kazanabileceği bir davadan vicdanı incineceği için vazgeçmek, kendisine uzatılan imkânı başkasının onuruna mal olacağı için geri çevirmek… Bunlar, dünyanın hesabında eksilmek sayılabilir; oysa insan bazen en çok, elini uzatmadığı şeylerle kendini muhafaza eder. Her eşiği geçebilmek maharet değildir; kimi kapıların ardında insanın kendinden götüreceği şeyler vardır. Ve bazı vazgeçişler, arzunun yenilgisi değil, iradenin kendi hakikatine kavuşmasıdır. Çünkü özgürlük, önünde hiçbir engelin bulunmaması değil, insanın kendi içinde hangi eşiği aşmaması gerektiğini bilebilmesidir. Nefsinin her çağrısına icabet eden kişi, bir müddet sonra kendi hayatının sahibi olmaktan çıkar; arzularının hizmetinde geçen ömrünü irade zanneder.
İnsanın kendine karşı taşıdığı mesuliyet de burada başlar: Dünyanın hoyratlığını bir mazeret, başkalarının pervasızlığını bir ruhsat saymamakta. Merhameti safdillik, mahcubiyeti acziyet, duygusal açıklığı güçsüzlük diye niteleyen bir çağın ortasında, insanın kendi inceliğini koruması sessiz bir direniştir. Zira her şeye alışmak olgunlaşmak değildir; bazen alışkanlık dediğimiz şey, ruhun kendi yaralarına karşı duyarsızlaşmasından ibarettir. İnsan, ayakta kalabilmek uğruna neye dönüştüğünü sormayı bıraktığında, dışarıdan dimdik görünürken içeride çoktan yıkılmış olabilir. Asıl vakar, hiçbir şeyden etkilenmemekte değil, etkilenebilecek kadar canlı kalırken her incinmenin insanı katılaştırmasına izin vermemektedir.
Nihayetinde insanın kendisine bırakacağı en sahici miras, başkalarının hafızasında yer etmiş kusursuz bir suret değil, yalnız kaldığında yüzünü çevirmek zorunda kalmadığı bir iç âlemdir. Dünya, zaferlerin adını kaydeder; fakat o zaferlerin hangi vicdanları susturduğunu, hangi incelikleri toprağa gömdüğünü çoğu zaman bilmez. Bunun hesabı, insanın kendi içinde, kimsenin şahit olmadığı o derin sessizlikte görülür. Ve belki de yüreğin en sessiz cesareti, insanın her şeye gücü yettiği bir anda kendine sınır çizebilmesidir; başkasının gözünde büyümek uğruna kendi ruhunda küçülmeyi reddetmesi, dünyanın önünde başını dik tutarken vicdanının karşısında eğilmeyi bilmesidir. Çünkü insanın hakiki büyüklüğü, neyi elde edebildiğinde değil, hangi şeylere tenezzül etmediğinde saklıdır.

Siyaset Bilimi öğrencisi
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.