GÜNEŞİ SEN DE DURDURAMAZSIN
Gün yine kızıl rengine bürünüp elveda ışıklarını yakıyor. İçimdeki onca fırtınayı görmezden gelip nasıl gidebilir? Hâlâ yapmam gereken hiçbir şeyi yapmamıştım ki! Kaldırımdaki taşı görmediğimden tökezleyip düşüyorum. Sonra içimdeki çocuk yavaşça yine bir “ah” çekiyor. Şimdi düşünüyorum, ne zamana kadar içimdeki çocuğa kulaklarımı tıkayacağım? Hayatın bana dayattıklarını ve verdiği rolleri, çok mutluymuş gibi ne zamana kadar binbir maskeyle yapmaya çalışacağım?
Adımlarım, ayaklarımda demir torbalar varmışçasına ağırlaşıyor; sanki gitmem gereken yere gitmek istemezcesine… Eski yadigâr çantamı titreyen ellerimle zor tutuyorum. Anlıyorum ki bugün eve bu şekilde varamayacağım. Ne yol bitiyor ne de içimdeki muhakeme salonundaki gösteriler. Yorgun gözlerle etrafa bakıyorum, bir bank görebilecek miydim? İnsanı ezip geçen koca şehirde bir banka nasıl bir yer olabilirdi ki! İçimde birden koca bir öfke belirdi, başka bir şansım kalmamıştı, bir kaplumbağa misali yürüyecektim. Her gün yürüdüğüm bu caddeler ve herkes bir başka yabancılaşmıştı, kendisine bile yabancı olan içime…
Kabul etmeye devam mı edecektim bunca rol elbisesini yoksa artık kendi içimdeki çocuğun ellerinden tutup onu hayallerine mi kavuşturacaktım? Aynalara bakmayalı ne de çok olmuştu. Kırgındı içimdeki çocuk aynadaki akislere. Nice yaşlar almıştım ve ince, zarif süslemelerle süslenmişti yüzüm. Şimdi bunlara mı takılacaktım yoksa zaten sekteye vurduğum hayatımı yeniden mi şekillendirecektim; o bayram sevincini yaşamamış, gözü yaşlı çocuğun hayallerindeki uçurtmayı gökyüzünde dans mı ettirecektim?
Evet, şimdi karar veriyorum yüzü nakışlarla süslenmiş bu çocuğun hayallerini göklerde dalgalandırmaya. Tüm söylemlere, nutuklara tıkayacağım kulaklarımı ve döneceğim yüzümü içimdeki sevimli çocuğa. Her ne kadar yer çekmek istese de beni kendine dik duracağım ve hepsine inat, parlayan gözlerle bakacağım atiye. En güzel gülüşleri hediye edeceğim çoktan gülmeyi unutmuş güz mevsimi yüzüme.