ANLAMIN ADI
Hiç düşündünüz mü? Aynı isim milyonlarca insana ait olabilir. Aynı tarih her yıl takvimde yeniden karşımıza çıkar. Aynı saat her gün iki kez doğruyu gösterir. Aynı sayı, herkes için aynı değeri taşır. Ama yine de bazı isimler içimizi ısıtır, bazı tarihler boğazımızı düğümler, bazı saatler ise bir ömrün en uzun anına dönüşür.
Çünkü hiçbir isim, hiçbir tarih, hiçbir saat ya da hiçbir sayı doğduğu anda anlamlı değildir. Onları anlamlı kılan; bizim onlara yüklediğimiz duygular, yaşadıklarımız ve geride bıraktığımız izlerdir.
Bir isim, yalnızca birkaç harften ibarettir, ta ki onu biri sevgiyle söyleyene kadar… Sonra o isim, kalabalığın içinde duyulduğunda bile dönüp bakmanıza sebep olur. Bir başkası için sıradan olan birkaç harf, sizin için koca bir geçmişi taşır.
Bir tarih de böyledir. Takvimdeki diğer günlerden hiçbir farkı yoktur. Ama bir gün gelir; doğduğunuz gün olur, mezun olduğunuz gün olur, ilk kez sevdiğiniz insanla karşılaştığınız gün olur ya da en sevdiğiniz kişiye veda ettiğiniz gün… O andan sonra o tarih, artık yalnızca bir gün değildir. Her yıl aynı tarih geldiğinde takvim değil hatıralar yaprağını çevirir.
Mesela saatler de öyledir. Her gün aynı rakamlar döner durur. Fakat bazen bir telefon tam 03.17’de çalar ve hayatınızı ikiye ayırır. Bazen saat 18.45, uzun bir bekleyişin sona erdiği andır. O saatten sonra zamanı öğrenmek için saate bakmazsınız, o saati hatırlamak için zamana bakarsınız.
Rakamlar… Aslında yalnızca matematiğin dilidir. Ama bir evin kapı numarası olur, çocukluğunuzun geçtiği sokağı hatırlatır. Bir otobüs hattı olur, her sabah umutla çıktığınız yolu anlatır. Bir forma numarası olur, hayran olduğunuz birini hatırlatır. Bir yaş olur, büyüdüğünüzü değil geride bıraktığınız yılları düşündürür.
Belki de bu yüzden insanlar aynı dünyada yaşasa da aynı anlamlarda yaşamaz. Çünkü herkes kendi hikâyesini başka bir isme, başka bir tarihe, başka bir saate ve başka bir rakama emanet eder. Bir başkasının gözünde sıradan olan şey, bizim içimizde bir ömrün en kıymetli hatırasına dönüşebilir.
Hayat bize anlamlarla gelmez, biz yaşadıkça anlam kazanır. Sevdiklerimiz, kaybettiklerimiz, beklediklerimiz ve vazgeçtiklerimiz; hepsi bir isme, bir tarihe, bir saate ya da bir rakama sessizce yerleşir. Sonra yıllar geçer. Takvimler değişir, saatler ilerler, isimler unutulur, rakamlar çoğalır. Ama onlara yüklediğimiz anlam, içimizde yaşamaya devam eder.
Belki de unutamadığımız şeyler isimler, tarihler, saatler veya rakamlar değildir. Unutamadığımız, onlara bıraktığımız duygulardır.
Çünkü insan, dünyayı olduğu gibi değil ona yüklediği anlam kadar hatırlar. Belki de anlamın adı, tam da budur.