HARABE BİR EVİN KORKUSU
Şehirleşmiş bir kentin en lüks sokağında,
Dünyanın güzelliklerini hisseden binalar arasında,
Bunca yerleşkenin içinde yer edinemeyen,
Yıkılmaya heyecanla koşan harabe bir evim ben.
Şimdi her ev gibi iki kolon taşır beni.
Birisi her gün daha sağlam, diğeri daha eski.
Birinin adı eğer nefretse, diğeri de sevgi.
Birini mecburen eksilttim, diğeri de sevdi beni.
Bahçemde ise yeşermez hiçbir beyaz gül.
Beyaz güvercin ise yüzünü çevirir durur.
Bu bahçem ne yeşildir ne de hürdür;
Hisleriyle yaşayarak hüzünlenen bir zulümdür.
Güneş sızmasın diye kapatırım penceremi.
Karanlık gitmesin diye yakmam ampulleri.
İçerisi ısınmaz; dört mevsim zemheri.
İçimde yananlar ise dondurur her yeri.
Şimdi bir ışık girme çabasında içeriye.
Ama bilirim; daha çok dondurmak niyetiyle.
Çünkü bir kolon taşırken diğeri çöker diye.
Zaten kapı açılsa, niye girsin ki içeriye?
Bu ev yıkılmış odalarla dolmuş, taşmış.
Her oda kendinden bir parça bırakmış.
Kendini daha da beter etmeden gitmiş, kaçmış.
En beteri olduğunu işte o zaman anlamış.
Zaten bu evin var olması bile büyük hata.
Böyle binaların arasında ne diye var ola?
Kendisinden kendisine bile zerre yoktur fayda.
Ama o sağlam kolon tutuyor onu hep orada.
O yüzden asıl yıkımı yapmam lazım.
İçimdekileri ruhumun yanına gömmem lazım.
Hepsi heveslerimle o sağlam kolonun altında kalsın.
Bu kadar yıkıntıdan sadece o ayakta kalsın.
O yüzden yıktım şimdi diğer kolonu.
Zaten hemen çöktü; yüzünde son defa korku.
Onu da gömdüm, hepsi gibi en derine doğru.
Çünkü bu, var olduğumdan beri bildiğim tek doğru.