AKLANMAYAN GÜNAHLAR
Yine gözyaşları ile uyandım bu sabah, en son ne zaman güldüm ki zaten?
Mutfaktan gelen tıkırtı ve o bilindik aile gürültüsü ile uyanmak isterdim, “Selen hadi kalk artık!” feryadı alarmım olsun, kızarmış ekmek kokusuna koşayım…
Ah umut ah… Sen benim gönül bağımın yorgun çiçeği…
Saat sabahın yedisi, ben önce işe sonra okula gideceğim. Gözyaşlarımı silip hazırlandım hemen. Mahalleye yeni taşınan bir öğretmen varmış, evini temizleyip harçlığımı alacaktım; hayatım hep böyle geçti benim, emek yoksa ekmek yok.
Devletten aldığım burs ile okuyan bir kimsesizim ben; yaşamak için çalışmak zorunda olan, çalışmak için okuyan ve okumak için yine çalışmak zorunda olan ve bu döngüde kaybolan bir kimsesiz… Keşke annem babam öldüğü için kimsesiz olsaydım ama onlar beni istemediği için kimsesizim. Daha doğar doğmaz koymuşlar beni bir çöpün kenarına, hayvanlar bile sahip çıkıyor yavrusuna…
Hiç tanımadığım, görmediğim insanlara sırf beni dünyaya getirdiler diye minnet ve özlem duyamam; benim özlemim onlara değil ki zaten. Benim özlemim “aile”, “anne”, “baba” sıcaklığına; bir genç çocuğun babasına olan nazına benim özlemim.
Hızlı adımlarla indim merdivenlerden, dün bana söyledikleri adrese gittim. Kapıyı orta yaşlı bir adam açtı ve hemen arkasından kısa boylu sayılabilecek, küt saçlı, şık bir kadın belirdi.
Merhaba, ben Selen. Temizlik için gelmiştim.
Adamın konuşmasına fırsat vermeden arkadan söze girdi kadın:
Koca evi temizlemek için bir çocuk mu gönderdiler?
Niye bu kadar ön yargılı bu insanlar? Üstelik ağzımdan çıkan söz karşımdakini incitir mi diye de hiç düşünmüyorlar.
Efendim, birincisi; ben çocuk değilim. İkincisi, bundan daha büyük evler de temizledim.
Kadının kaşları çatıldı ve iki adım öne geldi:
Bak sen, tabii dilinle temizlediysen olabilir. Bayağı uzun gibi, iyi iş yapmışsındır.
Şeytan diyor tut saçından… Sakin ol Selen, sus! Paraya ihtiyacın var.
Saygısızlık etmek istemedim hanımefendi, sadece yapabileceğimi söylemek istiyordum.
Neyse, neyse! Geç içeriye, başla. Beğenmezsem beş kuruş vermem ona göre.
Bir saattir dilini kedi yemiş gibi susan adam konuştu sonunda:
Tamam Elif! Yeter hayatım, uzatmayalım artık, biz çıkalım işini yapsın kız.
Tamam, demedim bir şey.
Onlar çıkıp gitti, ben de hemen işe koyuldum. Saat 10.00’da dersim var, kaçıramazdım.
Köşe bucak temizlik yaparken kapı açıldı birden, daha yarım saat olmadan dönmüşlerdi.
Hâlâ bitmedi mi?
Allah’ım sabır ver.
Henüz bitmedi efendim.
Acele et!
Tabii.
Yine bağırıp emirler yağdırmasını beklerken derin bir sessizlik hâkim oldu. Neler olduğunu merak edip arkamı döndüm ve arkamda dikilmiş öylece bana bakarken buldum Elif Hanım’ı.
Elif Hanım…
Gözleri dolmuştu ama hareket dahi etmiyordu. Ne oldu acaba? Meraktan mı korkudan mı bilinmez kalbim çarpmaya başladı. Eşine seslendim:
Beyefendi!
Evet!
Eşiniz… O iyi değil sanırım.
Ayak sesleri duvarlarda yankılanan adam koşar adımlarla geldi yanımıza. Eşinin kolundan tutup odanın köşesinde istiflenmiş gibi duran mobilyaları sağa sola iteleyip eşine oturması için yer açtı.
Hayatım, canım iyi misin? Ne oldu?
Bakışları hâlâ üzerimde, bir an olsun gözünü kırpmıyordu. Korkudan titreyen sesim ile söze girdim:
Şey… Sanırım ben gitsem iyi olacak.
Gözyaşları göz pınarlarını doldurmuşçasına birden indi ve süzüldü yanaklarından. Sesini toparlamak için birkaç tuhaf ses çıkardı.
Senin adın neydi, dedin?
Selen!
Korkularım katlanarak artmaya başlamıştı. Sanırım olayın sebebi bendim ama nasıl ve neden? Yani sadece temizlik yapıyordum.
Belindeki doğum lekesi mi, yara izi falan mı?
Doğum lekesi. Hiç görmediğim ve asla görmek istemeyeceğim o kadından bana kalan tek şey bu.
Hıçkırıkları ardı ardına geldi ve dizleri üzerine indi oturduğu koltuktan. Başı önde bir şeyler mırıldandı ama anlaşılmıyordu.
Ben artık gerçekten gideyim, dedim.
Tekrardan bana baktı:
Sen nerelisin? Annen baban nerede, öldü mü?
Aydınlıyım ben. Annem babam keşke ölseydi ama yaşıyorlardır herhâlde. Beni bir çöpün kenarına bıraktıktan sonra kendi hayatına odaklanmıştır diye düşünüyorum.
Duydukları karşısında adeta yıkıldı kadın ve bu beni rahatsız etmeye başladı. Ona ne ki benden ve yaşadıklarımdan?
Neden sordunuz bunları Elif Hanım?
Yıllarca boynumdaki bu günahla her gördüğüm genç kızda bu lekeyi aradım ben.
Ne… Ne demek istiyorsunuz siz?
Selen, sen benim kızımsın.
Kelimeler kulaklarımda yankılanır durdu bir süre, yaşadığım zorlukları ve yaşayamadığım her şeyi düşündüm ve dönüp annenim diyen kadının hayatına baktım. Bütün vücudum titriyordu sanki.
Duyduklarım duymak isteyeceğim türden şeyler değildi ve içimdeki bir anda büyüyen bu boşluk hissetmek istediğim bir duygu da değil.
Saçmalamayın artık, yeter!
Doğruyu söylüyorum. İstersen test yaptıralım hemen.
Söylediklerin doğru da olsa yalan da olsa benim annem yok! Anladın mı! Benim ailem yok! Benim kimsem yok! Bunca zaman yoktu, bundan sonra da gerek yok. Tesadüfen evine gelen bir temizlikçi kızda yıllar önce bir çöp gibi kenara attığın bebekten bir iz görünce mi anneliğin aklına geldi? Hiç gerek yok, kalsın!
Duyduklarımın ağırlığı, kalbimde hiç istemediğim o tarifsiz acı ve hissettiğim koca bir boşluk ile kapıyı vurup çıktım oradan. Yıllar önce onun bana yaptığını ben de ona yaptım.
Her şey vaktinde güzel ve özeldir. Önce çöp muamelesi yaptığına sonra elmas gibi tapamazsın.