SORGULATAN GERÇEK
SORGULATAN GERÇEK
Saat belki 12.05 belki 12.10, onu ilk gördüğüm zaman. Üstünde eski bir takım elbise, eski bir kravat, ayağında eski ve delik bir ayakkabı. Ak saçları biraz dağınık, vücudu zayıf, beli hafif bükük. Gayriihtiyari bakıyorum şaşkınlıkla. Takım elbiseyle çöp konteyneri karıştıran biri. Gerçek mi gördüğüm diye tekrar bakıyorum. Evet, gerçek. İliklerime kadar titreten bir manzara. Vakur duruşuyla işine odaklanmış, beni fark etmiyor bile. Belki de varlığımı umursamıyor. Kim bilir? Bakışları işini titizlikle yapan biri ciddiyetinde. Bulduklarını özenle yerleştiriyor elindeki poşetlere. Onun bu hali sorgulatıyor insana kendini. Ben az önce ne de boş bir şey için hayıflanıyordum kendimce. Haklıydım da şüphesiz(!) “Şikayet ettiğin hayatına bak, bir de bu amcaya.” derken buldum kendimi. Acaba bu amcanın nasıl bir hikâyesi var diye düşünmeye başladım. Gideceğim yere varmıştım varmasına ama yola çıkmadan önceki benle şimdiki ben aynı kişi değildi artık. Bambaşka bir haletiruhiye kaplamıştı içimi. Uzun süre de geçeceğe benzemiyordu.
Günler sonra yine aynı yerde çöpleri özenle karıştırırken gördüm onu. Yine benzer bir şekilde giyinmiş, kravatını takmış. Hayretle baktım. En çok şaşırtan da yine kravat takmış olmasıydı. Erkekler zorunluyken bile kravat takmak istemez diye biliriz. Genel kabul görmüş bir gerçektir bu. Peki bu amca niye bu kravatı takıyor? Üstelik hiçbir zorunluluğu yokken. Kafamda yine cevabı olmayan sorular. Bana hayatı sorgulatan sorular. Aynı saatlerde aynı yerde olduğuna göre son derece disiplinli biri olmalı. Amca size yardım edeyim, desem ne der? Öyle vakur duruyor ki bir ihtiyacı olsa da söylemez. İhtiyaç sahibi olduğunu gösteren bir işaret, bir mimik de yok zaten. Bu zıtlıklar içinde yine bocalayan ben ve sorguladığım hayatım. Bir mühür gibi izini bıraktığı hayatım.