22 Nisan 2026, 04:40:43
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Afyon 17°C
Az Bulutlu
Afyon
17°C
Az Bulutlu
Çar 18°C
Per 7°C
Cum 12°C
Cts 14°C

BİR ORUÇ HİKAYESİ

BİR ORUÇ HİKAYESİ
27 Şubat 2026 15:43
141
A+
A-

Saat gece 2’yi gösteriyordu.

Annemin ayağımdan tutup çekiştirmesi ya da babamın yüzüme su sıçratarak uyandırmaya çalışması değil; mutfaktan gelen sıcak böreğin kokusu kaldırdı beni yataktan. Çay demlenmiş, bardaklara doldurulmayı bekliyordu. El birliğiyle, daha doğrusu annemin elleriyle kuruldu sahur sofrası. Yüzümde hâlâ uykunun tatlılığını hatırlatan yastık izi vardı.

Bir elimle açılmayı reddeden göz kapaklarımı aralamaya çalışırken, diğer yandan beynime “uyan” sinyali göndermesini umarak çaydan birkaç yudum daha aldım. Babam, hâlâ kendime gelemeyişimle dalga geçiyordu:

“Biz sizin yaşınızdayken köy evinde, bahçede 15 saat aç susuz çalışıyorduk. Yer yataklarında, betonun üstünde yatıyorduk; siz kuş tüyü yataklarınızdan uyanamıyorsunuz.”

Beni yataktan kaldıran börek tabağıma gelene kadar dinledim babamı. Bir ara kendimi de sorguladım: “Acaba gerçekten şükretmeyi bilmiyor muyum?” diye geçirdim içimden. Tam o sırada o kokunun sahibi tabağıma ulaştı. O an ne babamın sözleri ne yüzümdeki iz ne de açılmamaya direnen gözlerim umurumdaydı.

Ezan sesiyle başladı orucum.

Bir yandan üç haftaya kadar yetiştirmem gereken ödevi düşünüyor, bir yandan da “Acaba tekrar yatıp uyusam mı?” diye geçiriyordum içimden. Saat öğlen 12’ye kadar uyumanın hayalini kurarken babamın sesi beynimde yankılandı sanki:

“Orucu uykuya mı tutturacaksın?”

Gerçekten söyler miydi, bilmiyorum. Ama yüzümdeki yastık izi galip geldi.

Sabahın ilerleyen saatlerinde susuzlukla uyandım. Boğazımda ince bir yanma vardı. Mutfakta musluğu açtım. Bardağa dolan suyun sesi, ruhumun kuruluğunu da giderir gibiydi.

Bardağı elime aldım.

Soğuktu.

Dudaklarıma yaklaştırdım.

Bir anlık boşlukta içebilirdim. Unutmanın arkasına sığınmak mümkündü.

Ama yapmadım.

Hafif boğaz ağrısıyla odama döndüm. Buz gibi masaya ve sert sandalyeye oturdum

Adım Hanife Sever. 2004 yılında Elazığ’da doğdumElazığ Fırat Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü öğrencisiyim sizlerle olmaktan mutluluk duymaktayım.
YORUMLAR

  1. Anonim dedi ki:

    Ramazan ayının günlününü en açık saflığı ile anlatan güzel bir hikaye olmuş. Samimiyeti ve gerçekçiliği hissettirmiş. Akıcı bir yazı. Kalemine kuvvet. Yüreğine sağlık. Başarılarının devamını dilerim.