KAPTANIN YANKILANAN ÖĞÜTLERİ
Ben kaptanın yanındaydım,
Bilirsiniz onu, denizlerin terbiyecisidir kendisi.
Bulutları uzunca sakallında toplamış,
Tek bakışta tanırdı düşman geminin hiddetini.
Adı mı?
Dalga tutmaz isimleri.
Öğütlerini unutamadık elbet, durur içimizde,
Tuz gibi- yakıcı ve diri.
Akşamları güverteye toplardı bizi,
Koca tayfa susar, denizlerin bilginini dinlerdik.
“Bakın,” derdi,
“Gördüğünüz şu akan mavi gibidir zaman;
Ne tamamen tutabileceğiniz, ne de bırakacağınız…
Kıymetini bilin uçsuz bucaksız bilinmezlerin!”
Devletleri de akıntıya benzetirdi,
Görünmez- ama yön verir.
Kimi sükûnetin limanına taşırken koca milleti,
Kimi fark ettirmeden uçuruma sürüklerdi.
İnsanları da gemilere benzetirdi kaptan:
Kimi süslü, kimi yıkıntısında kaybolmuş.
Ama hepsinin de yükü ağır,
Dinleyin diyerek bastırırdı sesini uğultularda,
“Taşıdığınız yük sizi batırmasın, kalmayı da bilin” derdi.
Yaklaştırarak konuşurdu bizi kendine,
Bir sırdan ziyade her sözünü emanet kefenine sererek.
“Yaşam,” derdi,
“Uzun bir seferdir evlat,
Takılacağın yanlış rüzgarlarda koyuvermeyeceksin kendini,
Nice kasırgaları da gökkuşaklarını da günübirlik göreceksin”
Garip biriydi kaptan,
Kimi sever, kimi egosunda boğulsun beddualarıyla anardı.
Denizin akıntılarında ruhun dalgalanışını öğretmişti bize.
Ne de bilgeydi ama!
O yok şimdi,
Onun yolunda olan bizler varız.
Şimdi de ben anlatıyorum,
Yeni tayfalara
Yaşlı kaptanın isimsiz öğütlerini,
Ufkun maviyle
Buluştuğu noktadan beri.