YOLDA OLMAK
Yol vardır; çiçeklerle örtülü,
Yol vardır; patikalı, yokuşlu,
Yol vardır; cam parçalı, taşlı,
Yol vardır; uzun ve ırak…
Her yol bulanmaz bahara, güneşe;
Bazı yollar varmaz bile sabaha.
O yola çıkan bilir,
Yola çıkıp varamayan bilir
Yolu ve kuru soluğunu
Sevinçleri vardır;
Denizin sonsuz mavisi gibi uçsuz bucaksız.
Hüzünleri vardır;
Tren istasyonundaki vedalar kadar derin,
Son çaresi tükenen hastanın
Gözlerindeki acı kadar mürdüm.
Yolun sonunda ne olur?
Kimine bir salkım söğüt gölgesi,
Kimine bir avuç toprak sızısı kalır.
Yorgun argın varılan o son durakta,
Ne taşın sertliği hatırlanır artık,
Ne de ayağa batan cam kırıkları…
Varanlar, ardında bıraktığı izle kalır;
Kimi serap peşinde solmuş bir ömür,
Kimi her adımda bir çiçek yeşertmiş.
Yol artık varmaktan ötedir kendi için,
Menzilin ta kendisidir.
Ve sonunda her yolcu,
Kendi içindeki o ıssız limana demir atar.
Orada ne vedalar vardır artık,
Ne de sabahı olmayan o karanlık yokuşlar;
Sadece bir huzur
Ve dilden dökülen son bir nefes ile…