KELİMELERİN YOLCULUĞU
Elinde kocaman bir hindiba ile çıka geldi yavrucak. Uzaktan izliyorum onları. Parka gelmişler. Aralarında epeyce yaşlı bir kadın… Ağır aksak yürüyor. Diğeri ona nispeten genç, 50’li yaşlarda. Küçük kızın sürekli anne deyişinden üçüncü kadının çocuğun annesi olduğunu anlıyorum. Neredeyse dört nesil bir araya gelmiş; yetmemiş çay, simit, muhabbet de eşlik etmiş. Hepsi toplanıp parka gelmiş. Ah! Ne kıymetli. Onları görünce yüzümde sebepsiz, tarifsiz bir tebessüm belirdi.
Hayat ne ferah, ne kadar şen ve ne kadar kısa… Hindiba tohumları gibi kayboluyor yıllar farkına varmadan. Tıpkı kelimeler gibi. Zihnimde uçuş uçuş… Beni diyar diyar dolaştırıyorlar.
Ve malum bir kaç haftadır hindiba mevsimindeyiz. Resimlere, şiirlere konu olan; hindiba. Eteklerine yıldız dökülmüş, uçuş uçuş, beyaz pamuk şeker hindiba. Seyirlik cümbüş var deyip koşup gelenlerin mevsimi; hindiba. Nazenin, dağılan perçemlerinden dünyaya yayılan şen bitki; HİNDİBA. Her köyde her vilayette şanına yaraşır isimle anılmış.
Annemler köyde; acı güneğik, komşu teyze ‘’pampırpap’’ demiş yılarca. Ne hoş ne tatlı bir isim. Çocuk nefesinden çıktığı nasıl da belli. En çok oyun oynarken kullanmışlar sanki.
Pam-pır-pap !
Pam-pır-pap !
Şimdi söyle bana Hindiba!
Nerden geldin, nerelisin? Yeryüzünün bütün toprakları, gözün gördüğü her yerde misin?